betül's profileEn güzeli benim, var mı ...PhotosBlogListsMore Tools Help

En güzeli benim, var mı itirazı olan?

insan olun insan, etrafta yeterince aşağılık var.

Custom HTML

BEN Mİ ANLATAMIYORUM YOKSA ANLAMAK İSTEMEYENLER Mİ ÇOK KARAR VEREMEDİM. KONUK DEFTERİM VAR DÜŞÜNCELERİNİZİ ORAYA YAZINIZ. MSN DE KONUŞMAKLA İLGİLENMİYORUM VE İLETİLERDEN DE BOŞUNA BAŞVURU YAPMAYINIZ.

Custom HTML

03.11.2008 free counters

Custom HTML

      
Photo 1 of 7
March 18

TAHA AKSOY İÇİN NE DEMİŞLER

 
İzmir'den AKP'ye tokat gibi mektup 

Sevgili Taha Aksoy;
Göndermiş olduğunuz mektubunuzu dün itibariyle posta kutumdan almış bulunuyorum.
"Özgürce yaşamaktır İzmir" dizesi ile başlayan ve "Asaleti, nazı, edası kadınlarında gizli... Değişilmez şehirdir, İzmir" dizeleri ile sona eren şiiri beğeni ile okudum.
Altında herhangi bir şairin imzası olmadığı için bu güzel mısraların size ait olabileceğini düşündüm.
Kaleminize sağlık, ne güzel anlatmışsınız... Mektubunuzu okuduktan sonra uzun uzun düşündüm.
Demişsiniz ya "değişilmez şehirdir İzmir" diye, sonuna kadar katılıyorum, ancak eklemek istediğim bir şey daha var, aynı zamanda değiştirilemez şehirdir İzmir...
Beyefendi tavrınızı takdir etmiyor değilim, ancak bir bağımsız aday edası ile gerçekleştirdiğiniz söylemlerinizi anlayamıyorum. Adayı olduğunuz AKP'nin yaptıklarını ve yaptırımlarını biz İzmir kadınlarına nasıl unutturacaksı nız, merak ediyorum.
Biz İzmir kadınları düşkünüzdür özgürlüğümüze.
Türkiye ortalamasının üzerinde ekonomik özgürlüğümüz vardır.
Kariyer sahibiyizdir, başarıya odaklıyızdır. Oysa AKP'nin sosyal güvenlik ve iş yasalarındaki düzenlemelerine baktığımızda kadını iş yaşamından koparmaya yönelik olduğu aşikardır. İş Kanunu ve bazı kanunlarda değişiklik yapan yeni yasayla, çalışan kadınların önüne engeller koyarak onları ev yaşamına mahkum bırakmaya çalıştıklarını nasıl unutabiliriz ki?Genel başkanınızın her gittiği yerde "üç çocuk yapın" mesajları partinizin kadına bakışını özetler halde.
"Mustafa Kemal Atatürk'ün hem İzmir'e hem de kadınlara verdiği değer çıkacaktır karşınıza..." diyorsunuz. Kuşkusuz bu doğrudur. Ancak unutmayalım ki Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet Türkiyesi'nin temel taşlarından biridir laiklik. Ve bizim için tartışılması dahi mümkün değildir. Oysa belediye başkan adayı olduğunuz AKP, Anayasa Mahkemesi'nin 11 üyesinden 10'u tarafından laiklik karşıtı eylemlerin odağı olarak tescillenmemiş midir?
"İçine düşürüldüğü durumdan yakınmadan ayakta kalmaya çalışan güzel İzmir'i ışıltılı günlere kavuşturmak; ekonomi, bilim ve kültürün kalbi haline getirmek İzmir'e olan borcumuzdur. .." diyorsunuz.. . Doğrudur. AKP Hükümeti'nin adeta üvey evlat muamelesi yaptığı, İzmirli'den aldığı vergileri yatırım olarak geri yollamadığı apaçık ortadır. Bu durumda bizlere hükümetin borcu vardır. Ancak bu borcu ödemeleri için illa AKP'ye mi oy vermemiz gerekmektedir? Bu bir üstü kapalı tehdit midir?
Mazur görün, ben anlayamadım.. .

Biz İzmir kadınları güzelliğimizden öte zekamızla anılmayı tercih ederiz. Ve zekanın en önemli unsurlarından biridir hatırlamak... Şimdi kısa bir yakın geçmiş yolculuğuna çıktığımda AKP Genel Başkanınız ile ilgili hatırladıklarım şunlardır;
"Ananı da al git...
Askerlik yan gelip yatma yeri değildir...
Türkiye terörle yaşamaya alışmak zorundadır...
Hem Müslüman hem laik olunmaz. Ya Müslüman olacaksın ya laik...
Referansım İslam'dır...
İki koyun gütmeyenler liderlik yapamazlar.. .
İş bırakma eylemeleri zulümdür,
Kriz teğet geçti... "
Ve daha onlarcası. Nasıl unutacağız tüm bu sözleri?
Sevgili Taha Aksoy; fakirin her gün fakirleştiği İslami kodamanların kendilerine ve çeşitli modellerle yapılmış türbanlı eşlerine aldıkları siyah büyük arabaları gördüğümde sinirleniyorum.
Küçük esnafın besmelesiyle açtığı kepengini siftahsız kapadıklarını duyduğumda içim sızlıyor.
Mahalle aralarında bir oy için dağıtılan erzaklarla açlık üzerinden siyaset yapıldığına tanık olup kahroluyorum. Gemiciklere eklenen pırlanta şirketlerini ve bunlara sağlanan imtiyazları işittiğimde tepemin tası atıyor.
Her gün yeni bir arkadaşımın işten atıldığı haberi geldiğinde ailelerini nasıl geçindirecekler kaygısı ile uykularım kaçıyor.
Soykırım suçlusu Ömer El Beşir'in Atatürk'ün masasında yemek yediğini öğrendiğimde midem bulanıyor.
Krizin bizi dibe çektiği şu günlerde memleket meselelerini bir kenara bırakıp meydanlarda vekilleriyle beraber laf yarıştırma telaşına kapılan bir başbakanı gördüğümde ise neden AKP'ye oy vermemem gerektiğini bir kez daha hatırlıyorum.
Tüm bunların dışında kocaman bir soru işareti var kafamda; laiklik karşıtı onca söylemi ve eylemi olan, demokrasiyi kendi kafasına göre yeniden tanımlayan, yazarlara çizerlere açtığı rekor sayıda davanın altına davacı olarak imza atan, kadını ikinci sınıf vatandaş haline getirmeye çalışan, insanlarını bizler ve onlar diye ikiye ayıran bir lidere sahip partiden, gerçek bir İzmirli neden ve nasıl aday olur?
İşte ben bunu anlayamıyorum.
SEVGİ VE SAYGILARIMLA...
A.B.K 
March 04

Hıncal ULUÇ'tan



> Hıncal Uluç'un, Gün Atatürkçülerin günüdür!
> Başlıklı yazısı şöyle:
> "Atatürkçüler!.. Atatürk Cumhuriyetinin
> sahipleri.. Laik, çağdaş, batılı, demokrat
> Türkiye Cumhuriyeti'ne inanan insanlar..
> Eğer bugün susarsanız, bugün sinerseniz, bugün
> koparılan gürültüler, toz duman edilen ortamda Atatürk
> ve Cumhuriyeti'nden şüphe ederseniz hele, biteriz.
> Atatürk biter. Atatürk Cumhuriyeti biter..
> Yıllar önce İkinci Cumhuriyet sulandırmasıyla ortaya
> çıkıp, aslında Ortadoğu ve Orta Asya'ya göz
> dikmiş Amerika'nın ihtiyaç duyduğu tampon, uydu
> "Ilımlı İslam" devletine döneriz.
> O zaman yeni bir Atatürk de bekleyemeyiz. Çünkü
> Atatürkler tarihte kolay yetişmiyor.. En azılı
> düşmanı Lloyd George'un dediği gibi, yüzyılda bir
> geliyorlar dünyaya.. Geçen yüzyıl bize nasip olmuştu.
> İki yüz yıl üst üste şansın bize dönmesini
> ummayın..
> Bakın, Ortadoğu ve Orta Asya siyasetini tamamen bir
> Ilımlı İslam Türkiye'ye bağlamış Amerika'nın
> niyetleri nasıl açık!..
> Ne diyor gayri resmi sözcüleri Newsweek dergileri..
> Türkiye'de iki derin devlet var. Biri temiz.. Onlar
> Atatürk Cumhuriyetçisi laikler.. Kimler?.. Ordu.. Yargı..
> Üniversiteler. Yani tüm dinamik güçler ve tüm Atatürk
> bekçileri.. Bunlara dil uzatamıyor. Ne diyor..
> Bir de Kirli derin devlet var.. Temiz derin devlet
> varlığını devam ettirebilmek için kirliye muhtaç. Yani
> eninde sonunda o da bulaşık.. O da kirli..
> ..Ve baklayı ağzından çıkarıyor..
> "Ey Türk milleti.. Bu derin devletten kurtulmak için
> tek yol var önünde.. Mart ayındaki seçimlerde oyunu
> AKP'ye ver. Yüzde 47'den daha fazla ver ki, onlar
> iyice coşsun, ötekiler iyice pıssınlar.."
> Yani, Deniz Baykal'ın göstermelik, Devlet
> Bahçeli'nin "Yavru" muhalefetine bile
> tahammül edemiyorlar, görünüşte.
> Aslında Amerika'nın sorunu muhalefet değil. Bir
> Kemal Derviş müdahalesiyle işi nasıl başarıp,
> darmadağın ettikleri tüm öteki partiler yanında
> iktidarı AKP'ye nasıl altın tepside sunduklarını
> bilmeyen var mı?.
> Amerika'nın sıkıntısı Atatürk'ün ve
> ilkelerinin yılmaz bekçisi Ordu.. O orda, öyle dimdik
> durdukça, cumhuriyetin laik ilkelerinden ödün vermek,
> Ilımlı İslam devleti kurmak mümkün olmayacak..
> O zaman hedef ne?..
> Ordu!..
> Türkiye'nin derin devleti var da Amerika'nın yok
> mu?.. Onlar salmazlar mı kendi derin devletlerini Türk
> Ordusunun üzerine.. O ordu yıpratılır, o ordunun Türk
> halkı nezdindeki başından beri açık ara süren "1
> numaralı güvenilen kurum" niteliğine gölge, şüphe
> düşürülürse iş kolaylamaz mı?..
> Oynanan oyun bu..
> Bu ülkede her iktidar, polisi ele geçirebilir.. Ama
> Menderes dahil, Ordu'yu ele geçirebilen çıkmadı.
> Çıkmaz. O Harpokulu orda durdukça çıkmaz.
> Bugün polis ne durumda biliyor musunuz?.
> Tarikatlar ne kadar sızmışlar haberiniz var mı?.
> Bugün Ordu'yu yıpratan her olayın içinde ve
> başında polisin olması tesadüf mü?.
> Polis, yargının, yani savcıların, mahkemelerin
> isteğiyle mi hareket ediyor, yoksa iktidarın emir kulu
> mu?.
> Polisin o gün nereleri basacağını polisten evvel devlet
> televizyonunun bilmesini neye bağlıyorsunuz mesela..
> Çok kritik bir Ordu mensubunun evi basılır, güya çok
> önemli belgeler ele geçirilirken, savcılara haber
> verilmeyişi, polisin eve gelip yalnız başına 3 saat
> çalışması ve bilgisayarı yedekleme yapmadan alıp
> gitmesi tesadüf mü?.
> İçinden çeşitli silahlar çıkan kazı yapılırken,
> polisin tüm özel yayın kuru mlarına engel olup, sadece
> TRT kameramanı eşliğinde çalışması hep masum
> tesadüf, ya da talihsizlikler mi?.
> Ordu'dan şüpheyi pompalayan satılık kalemler, hem
> de bu kadar temel yanlışı yapan polisi niye
> eleştirmiyorlar sizce?.
> Geçen gün, bulunan silahlarla ilgili, 1965 yılında
> askeri okulda bize verdikleri dersi özetledim. İşgal
> altındaki ülkede, işgalcilerle gerilla savaşı yapmak
> için, barışta gömülen, saklanan silahları anlattım.
> Bir emekli General dedi ki..
> "Yazdıkların doğru.. Bak sana söylüyorum. Bugün
> bulunan tüm silah ve cephanenin devlete kayıtlı olduğunu
> asker de, polis de biliyor. Asker görev bilinci içinde
> sırlarını açıklamaz. Susuyor. Polis bunu biliyor ve
> kullanıyor.. Asker hızla yıpranıyor.."
> Ergenekon adı altında kopan tüm gürültünün baş
> hedefi, Atatürkçüler ve de özellikle Atatürk'ün
> ordusu..
> İşte onun için diyorum..
> Gün susma, sinme, geri adım atma, "Hele bir
> bekleyelim" deme günü değil..
> Onlar organize..  yüzlerce> küfür, tehdit maili yağıyor. Bir yerden işaret almış
> gibi..
> Bütün gazete yöneticileri, bütün köşe yazarları bu
> baskının altında..
> Atatürk'e söven yazılar son günlerde nasıl azdı,
> nasıl yoğunlaştı?..
> Çünkü onlara da alkış yağıyor her sövmelerinde,
> ayni merkezlerden.. Coşuyorlar.
> Atatürk Cumhuriyetçileri..
> Atatürk'ün Cumhuriyeti emanet ettiği gençler..
> Korkmayın .. Sinmeyin.. Susmayın.. Bilgisayarlar
> kilitlensin haykırmanızla..
> Atatürk'ün kurumları, onlara sahiplendiğinizi
> görsün, hissetsin, yaşasınlar..
> Bu ülke bizim.. Bu cumhuriyet bizim.. Atatürk bizim..
> Biz yaşadıkça.. Korkmadıkça, sinmedikçe, palavraya
> pabuç bırakmadıkça.."
 
December 04

film film dedikleri !!!

Bekir Coşkun'dan arşivlere girecek bir yazı..

'Mustafa' filmi tartışmaları sürerken, Bekir Coşkun'dan konuya iişkin harika bir yazı geldi.
Bakın Coşkun Atatürk ve İsmet Paşa'yı nasıl konuşturdu!


Atatürk 'Mustafa'yı görse...


DİYELİM ki Atatürk beyaz atının üzerinde çıkageldi, yanında İsmet Paşa, komutanları, yaverler...

Aşağıda Cumhuriyet Bayramı ve herkes "Mustafa"yı seyretmek için kuyruklarda.

Atatürk, İsmet Paşa'nın kulağına eğilerek:

"Şu arkada, elinde bazuka gibi boru olan, topçu neferi midir?.."

İsmet Paşa:

"Hayır Gazi Hazretleri, o Can Dündar, muharrir... Elindeki kamera aleti, hususiyeti sinema çeker..."

"Niye atlarımızın kıçını çekiyor?.."

"Buna 'insani boyut belgeseli' diyorlar..."

Ata:

"İlke ve inkılaplar yönü ile de belgesel imal ederler mi bu fikriyatta olanlar?.."

"Sponsor lazım..."

"Sponsor bir nevi milli şuur gibi bir şey midir?.."

İsmet Paşa:

"Hayır Gazi Hazretleri, parayı veren... Parayı kim veriyorsa, şuur o cihette nüks etmektedir.. ."

Atatürk:

"Pekiiii... Aziz milletimiz sinemaya girip, aziz askerlerimizin cephelerde elde ettikleri muazzam zaferleri vefa hissiyatları içinde mi seyretmekte? .."

İsmet Paşa:

"İnsani yön belgeseli hesabıyla bakmaktadırlar, gece karanlıkta önderimiz ne yapmakta..."

Ata:

"O karanlık gecelerde uykusuz kalıp bir hür vatan yaratma sancılarımın acısını anlamışlar demek ki..."

İsmet Paşa fısıldayarak:

"Hayır, bir oturuşta büyük rakı içtiğiniz, gece karanlıktan korktuğunuz ima edilmekte..."

Atatürk hüzünle:

"Buna asıl aydınlıktan korkan hilafetçiler sevinecekler. .. Onlar hálá dergáhlarında oturuyorlar mı İsmet?..."

İsmet Paşa:

"Hayır Gazi Hazretleri, devletin tepesinde oturuyorlar. .."

"Peki, Cumhuriyet Bayramı diye neyi kutlamaktadır bu millet..."

İsmet Paşa:

"Cumhuriyetten geri kalanını..."

Atatürk, atını çevirir:

"Gidelim Paşa..."

November 03

ÜZMEZ HA!

-BU ÜZMEZ DENEN UTANMAZ ADAMI TAHLİYE EDEN CUMHURİYETİN YARGIÇLARINA
-ONA DÜZMECE RAPOR VEREN CUMHURİYET ADLİ TIP KURUMUNUN UZMANLARINA
-ONU KORUYUP KOLLAYANLARA
-ONA YAZI YAZDIRANLARA
-ARKA ÇIKANLARA VE SUSANLARA
-ADALET, SAĞLIK,KADIN VE AİLEDEN SORUMLU DEVLET BAKANINA
-BU OLAY OLMAMIŞ GİBİ DAVRANAN ÜLKE YÖNETİCİLERİNE
-DÜNYAYI AYAĞA KALDIRMAYAN KADIN HAKLARI SAVUNUCULARINA
-BİR KEZ DEĞİL BİNLERCE KEZ YAZIKLAR OLSUN.
 
-ALINTI-

titremek yada tasma

Türk Milleti artık Türk'ün Milleti değil!!

Yürüyüş Dergisi dağıtırken tutuklanan kişi işkence gördüğü için ölüverince Adalete boş boş bakan Mehmet Ali Şahin özür diledi diye ortalık alkıştan, takdirden, iltifattan yıkılıyor... Kendi adamları yapsa neyse ne, yalakalık der geçersin... Ama bu şakşakcılık her yere sıçradı.. Ne o, ister manevi ister maddi işkenceye engel olması gereken adama, diğer işkenceleri görmezden gelerek tek bir olay yüzünden özür diledi "aferin" diyecekmişiz! !!

 

Ne oluyor yahu, KUDDİSİ OKKIR'ı, onun o kara gözlerinde sönen ışığı ne çabuk UNUTUVERDİNİZ?

Mehmet Ali Şahin'e aferin derken hiç mi UTANMANIZ KALMADI?

Ne olduğu belli olmayan deli saçması suçlamalarla ve adalete tamamen aykırı şekilde içeride tutularak onulmaz dert sahibi edilen Okkır başka bir zamanda, başka bir hükümet döneminde, başka Adalet Bakanı varken mi hayata gözlerini yumdu?

AKP desteğiyle yürütülen "Ergenekon" davasını yürüten savcı hakkında soruşturma açılmasına engel olan bu Mehmet Ali Şahin ve AKP değil miydi?

 

Peki onca uyarıya, başvuruya karşın AKP savcısının inadı ve intikam duygularıyla tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakmaya yanaşmadığı, bölücü terör örgütü PKK ile mücadeleye yıllarını vermiş Org.ŞENER ERUYGUR durduk yere mi hastahane köşelerinde yaşam savaşı veriyor? Paşayı sapasağlam teslim almamış mıydı F tipi polis teşkilatı?

 

Araştırmacı gazetecilik yapan banka emeklisi ASUMAN ÖZDEMİR, apık sapık iddilarlara suçlanarak sağlıklı girdiği tutukevinden aylar sonra vücudu da kilolarca suyla, ölmesine ramak kalmışken kerhen bırakılıvermedi mi?

 

Abdullah Gül-Recep Tayyip Erdoğan'ın seceresini bir bir döken ve devlet sırrını açığa çıkartmakla suçlanan ERGUN POYRAZ gibi birçok kişi de sağlık sorunları bulunduğu halde halen cezaevinde neden suçlandıklarını bilmeden tutulmuyorlar mı?

 

AKP basını aracılığıyla bu insanların kişilik hakları hergün mutlaka ihlal edilmiyor mu, onurları, şerefleri rencide edilip işin içine Türklerin "kutsal" saydığı aileleri de karıştırılmıyor mu?

 

Neymiş Mehmet Ali Şahin bölücülere-teröre destek veren bir dergiyi dağıtırken tutuklanan ve gördüğü işkence(!) sonucu ölen kişi için hem devlet hem hükümeti adına özür dilemişmiş!! ! Bravoymuş!

 

Kardeşim, ne çabuk değiştirilip, dönüştürüldünüz?

Gerizekalı mısınız, ebleh misiniz?

Atatürk, Laik Cumhuriyet düşmanı, bölücü PKK ve Ermeni destekçisi, besleyicisi Avrupa'nın "İnsan Hakları Mahkemesi "(AİHM), gözaltında kötü muamele iddiasıyla açılan bir davada Türkiye'yi suçlu bulup, tazminat ödemesine daha 2 gün önce karar vermedi mi ?

 

İçimizde ne kadar vatan haini, rejim düşmanı işbirlikçiyi "insandan" sayan, geri kalanı yok etmeye uğraşanların amaçlarının ne olduğunu bilmiyor musunuz?

 

O halde, AB-D uşaklığı yapan AKP'nin bir elemanı  bölücü faaliyetlere destek veren bir grup üyesi tutukluyken işkenceden öldürüldüğü iddiası yüzünden özür diledi diye nesini alkışlıyorsunuz?

 

Dişli-Deniz Feneri, Ali Dibo soygunları, ihale yolsuzlukları kurnaz AKP'nin puan almak için, orta oyunu düzeyindeki özüre olan alkışlarınızın gürültüsüne boğuldu gitti, onca ihaneti çarçabuk unutuverdiniz!

 

Sizler bir yandan AKP'li Şahin'e avuçlarınız patlayana kadar alkış tutarken, bir yandan da "atıl kurt" emrine itaat edip hiç saldırılmaması gereken yerlere saldırıyorsunuz!

 

Reformunu, rönesansını, sanayi devrimini yüzyıllar önce yapmış, toplumsal refahını çoktaaan sağlamış, geçmişteki hırslarını hangi zaman olursa olsun uygulamak için her yolu mübah sayan, kendilerini efendi Dünya'nın geri kalanını parya olarak gören, içlerindeki terör örgütleri bile can kaybına sebep olmayacak eylemler yapan Avrupa'ya kendimizi uyduracağız denerek askerin de milletin de kanunlarından tutun genlerine varana kadar oynayanların ellerinde, şehitlerimizin ve "az daha darbe yapacaklardı" hurafeleri yayarak yarattıkları Ergenekon ucubesiyle 1.5 yıldır süren işkence gerçeği ile Kuddusi Okkırın kanı varken bu özürle temizlendi mi adalet?

 

Alkışladığınız bu özürle artık Türkiye'de her şey iyi olacak mı sanıyorsunuz?

 

Savunması içten çürütülerek, varlık ve bütünlüğünü korumakla görevli kurumu acizmiş, zaaflara yenilmiş, güvenilmezmiş gibi gösterilen toplumlara devlet denebilir mi?

 

Görmüyor musunuz, Türkü, Türk Milleti'ni, Türk Milleti'nin varlığını sürdürmesi için Türk Milleti'nin evlatları tarafından kurulan Türk Ordusu'nu silindirle ezip geçiyorlar?

 

Ergenekon diyorlar, golf diyorlar, TSK siyasete karışmasın diyorlar, mazlum ayağına yatabilmek için ortada fol yok yumurta yokken "darbe yapılacak" feveranı ediyorlar! 

 

Kıçımda çıban var diye askerlikten yırtan, yırtamazsa bastırıp parayı kaçan, 3 gün kışlada yatıp kalktı diye kendisini en müthiş-uzman komutan sananlar terörle mücadele için akıl vermeye kalkıyorlar.. .

 

Söyledikleri de belli, sanki terör örgütü bir devletin ordusuymuş gibi "karşılıklı silah bırakışmasından" söz ediyorlar.. O zaman kan duracakmışmış!

 

Sanki TSK gidebileceği halde gitmiyormuş gibi gösterilerek, "Niye Irak'a girmiyor ordu" diyen bile var!

 

Madem öyleydi sen Irakta konuçlanmış ABD'ye göbekten bağlı, tezkereni de Anayasa'nı da ABD'ye danışan AKP'yi seçmeseydin! Şehidine kelle, terörist elebaşına "sayın" diyeni, diplomatik notayı "müzik notası" sanan, kendisini İstanbul'dan sonra Türk Devleti'nin imamı sanan müridi başbakan yaptıysan, TSK'nın elinden ne gelir ?

 

Bu basitersiz ve dışabağımlı hükümet yüzünden, onların teröristlere destek verenlerle halvet olmaları yüzünden sanki son 5 yıldır hiç şehit vermemişiz gibi Bayrak Tepe'de verdiğimiz 17 şehidi sömürü aracına çevirdiler!

Ülkeyi bölüp parçalamak için Mehmetçiğin bedenini silah gibi kullanıyorlar!

 

 Avrupa uyum yasalarına uyuyoruz ayağına yapayalnız bırakılan TSK ve Genelkurmayın Terörü yok etmek için verdiği mücadelesini nizami savaş gibi göstererek, PKK'yı yasal zemine taşımaya kalkışıyorlar!

 

Madem verdiğimiz insan kaybı çok büyüktü de AKP'nin Ankara'ya bile uğramadan Diyarbakır'a yalın ayak başı kabak koşturan, Erbilde yuvalanan teröristleri kafile kafile ziyaret eden Avrupalı, ABD'li insan hakları-demokrasi çığırtkanı kankaları hani nerede?

 

Bu akıllara zarar zırvaları getirip önümüze koyanların mücadelenin asimetrik  bir savaş olduğundan haberi yok mu yoksa haberdar olmak işlerine mi gelmiyor! Dünya'nın bütün askeri çevrelerinin istatiksel bilgiler ışığında kabul edip onayladığı terörle mücadelede de kurallar vardır... 8 askere karşılık 1 terörist imha edilebiliyorsa bu başarıdır!

 

Ama Türkiye'de ne oluyor? Sözde Milliyetçi ve vatanseverler koro halinde TSK'ya saldırıyor...

 

Niye?

 

Çünkü, AB-D tarafından donatılmış silahlarıyla saldıran teröristlerin bir kolu da basın yoluyla psikolojik terör estiriyor!

 

Bakın paçavralara gazete diye bastıkları, ABD besleği, F tipi yayınlarla  Türkiye Cumhuriyeti' ni Türk Milleti'ni yok etmeye yönelik  saldırıları papağan gibi tekrarlamaya başladınız!

 

TSK'nın en üst kademesinin yaptığı açıklamalara kıymet vermez oldunuz!

 

Kıymetli Genelkurmay Başkanımız Sayın İlker Başbuğ, altını çize çize "PKK'nın saldırıları başarılıymış gibi gösterilemez" derken yerden göğe kadar haklı.. Çünkü AKP tarafından eli kolu bağlandığı halde, rejimi yıkma amaçlı türbanın üzerine geçirilmiş demokrasi külahına aldanarak "özgürlük" çığlıkları ata ata kendi askerine dahi çelme takan millet olduğu halde, TSK sayesinde leş üstüne leş veren bu çapulcuların gösterilebilecek hiç bir başarısı yok!

 

Hainler başarıyı, sözde insan hakları savunuculuğu maskesiyle, sözde inançlı insan maskesiyle, ABD'den icazetle devşirilmiş yönetim olarak içimize sızdırdıkları etki ajanlarının açtığı psikolojik savaşta sağlıyor!

 

Misak-ı Milli sınırlarını çizen, ümmeti ulus devlet haline getirerek VATANDAŞ olma onuruna eriştiren Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün koltuğuna oturan devşirme takunyalı koştura koştura Ermenistan diye adlandırılan ne idüğü belirsiz topraklara, ASALA adlı örgütüyle diplomatlarımı zı katledenlerin, AB-D'yi arkasına alarak Türk Milleti'ni yalanlarla iftiralarla karalayanları n ayağına gidiyor!

 

Türk Milleti'ni hamasi nutuklarla şişirenlerden kimse de sesini dahi çıkartmıyor! Millete öncülük edip ayağa kaldırmıyor!

 

AKP'nin devleti ABD'ye hizmetleri bununla da bitmiyor, İmralıdaki fareden farksız olan PKK besleyici elebaşı Barzani'ye koşuyor bir avuç tuzla! Kafasında hareyle kendisini çok barışçıl, alçak gönüllü gibi gösteren islamofaşistler,  Almanya'daki kitap fuarında peşmergenin Nike marka çarıklarının altında ezim ezim eziliyor!

 

Türk Edebiyatı'nın ACE'yle bile çıkartılamaz kiri, Türklere ve Atatürk'e ettiği hakaretler ve iftiralarla Nobel verilir verilmez, her zamanki hırsızlık yöntemini kullanarak Türk Filmlerinden apartma konu örgüsüyle işi PORNO'ya döken Pamuk'un yanında soluğu alanlar da yine bu devşirme ekip ve Atatürk'ün koltuğuna oturtulmuş takunyalı!

 

Bölücü terör örgütü sahipleriyle görüşüp, masaya oturmalara kalkan bu zat, üzerinde Türkiye'nin bölündüğünü gösteren "Kürdistan" haritalarının bulunduğu standlar arasında üzerinde iğreti duran sıfatıyla Almanya Kitap Fuarında kasıla kasıla geziniyor!

 

Bu işi içine sindiremeyenler de şamar oğlanına çevirdikleri TSK'dan medet bekliyor! Niye asker çıkıp da bunlara bir iki laf etmedi diye sinirlenip yine TSK'yı suçlu ilan ediyor!

 

Be hey şaşkın kendini bilmezler, Türk Ordusu sizlerin gel deyince gelen, git deyince giden emir eriniz mi?

 

TSK hem eli kolu bağlıyken vatanı savunacak, bu uğurda ölecek hem de siyasete karışmayacak, gerekli durumlarda sesini yükseltmeyecek, bir söz ettiğinde demokrasiyi engellemiş olacak, "dikta mı var ulaaan"diye bağırılacak , ama hükümet diye kendi ellerinizle oy verip başınıza getirdiğiniz sözde hükümetler vatanın bölünmezliğini yok sayıp onurlu duruş için gerekeni yapmayınca  TSK bunu da üstlenecek!

 

Yok yaa, başka bir arzunuz var mıydı?

 

Eğer ki bu halk bölünmek istemiyorsa, başka devletlerin ve kuklalarının önünde köpekleşmeyi istemiyorsa, demokrasi diye diye kendisini yırtmazdan önce o demokrasinin türbancının-külahçı nın, bölücünün-işbirlikç inin oyununa gelmek olmadığını bilecek, onlara hak veriyoruz  zannıyla kimliğini kaybetmemeyi, kimliğini kendi elleriyle uçurmuşken işbirlikçilerin tezgahındaki hızarından kolayca geçmemeyi, her duyduğu yalana itibar edip askerine küfretmemeyi öğrenecek!

 

Öğrenmeyecekse de halinden şikayet etmeyecek, önüne konan 2 paket bulgur bir kilo kömürle idare edip şeyhlerine şıhlarına biad edecek!

 

Yarı kapalı gözkapaklarınını zın arasından geçmişin kahramanlıkları yla böbürlenerek kurduğunuz düşlere ara verip açın gözünüzü ve etrafınıza bakın...

 

Dünyaya bedeliz, bir ölür bin geliriz, gösterdik mi ürkütürüz masallarıyla sallandığımız beşikte değiştirildik, dönüştürüldük...

 

Son yaşananlar bana tartışmasız gösterdi ki Türk Milleti artık Kurtuluş Savaşı'nı yapan o anlı şanlı, destanlar yazan, bebesinin kundağını mermisine örten, ayağındaki yırtık çorabı cephedeki kınalı kuzusu Mehmetçiğine gönderen Türk'ün Milleti değil...

 Şimdi yapılacak tek şey var:  ya herkes titreyip kendine dönecek ya da boynuna takılan tasmaya boyun eğecek!

October 09

bakalım buna ne denecek !!!

 

Vural Savas - 6.10.2008 - Sozcu Gazetesi


> > *Maskeleri Düşüyor *
> > *'Ergenekon Savcısını tanıyor muyuz?*
> >
> > * 5 Ekim 2008 günü sabahın erken saatlerinde bir dostum kapımızı çalıyor.
> > 'Ergenekon Savası Zekeriya Öz, tam tah­min ettiğim Gibi bir kişi, bugün çıkan Aydın­lık Dergisi'ni al ve acele oku' diyor.
> > Dergi'yi alıp okuyunca dehşet içerisinde kalıyorum. İşte verilen bilgilerden bazı satır­lar:
> > '... Teyze oğlu Seyfullah Vatansever, Zeke­riya Öz'ün İmam Hatip'te (İHL) okuduğu yıl­larda Fethullah tarikatı tarafından 'devşirildiğini' anlatıyor.  Zekeriya Öz, o yıllarda Fethullah Gülenin finanse ettiği Yeşilırmak Dershanesinde eğitim gördü. Kurban Bayramı'nda
> > vatandaşlardan kurban derilerini top­lar Fethullahçıların vakfına verirdi.
> > •••
> > ... Zekeriya Öz'ün savcılık görevine başla­ma  tarihi 1994. Bursa  Barosu'ndaki kaydı ise 18.12.1997 tarihinde siliniyor.
> > Buna gö­re Öz, üç yıl  boyunca hem savcı hem de avukat. Yasalarımıza göre, bir  Cumhuriyet Savcısı'nın iki kimliği olamaz.
> > Ergenekon savcısı, attığı her adımda bir skandal yaratmış!'  İktidar yanlısı medya, Zekeriya Öz'ün ilk görev yeri olarak Mutki İlçesi'ni
> > gösteriyorlar. Aydınlık Dergisi'nde yayımlanan 2 Temmuz 1998 tarihli Resmi  Gazete'nin fotokopisin­den açıkça anlaşıldığı  gibi; Zekeriya Öz'ün ilk* görev yeri Çine İlçesi.  Söz konusu dergide, 'Ergenekon Savcısı'nın  gizlenen 4 yılı' başlı­ğıyla yazılanlar çok ilginç:
> > •••
> > Yıl 1994, Aydın ilimizin Çine İlçesi.  ... Yeni Savcı, önce, eşinin kara çarşafıyla  Çinelilerin dikkatini çekti.  Savcı Öz'ün evine gelen misafirler ise  haremlik-selamlık olarak ayrılan  odalarda konuk ediliyordu. Kadınlar haremlikte, erkekler selamlıkta... Savcı  Zeke­riya Öz halktan gelen tepkiler üzerine kara  çarşafı çıkarttırıp eşine  türban ve pardösü giydirdi.  Eşi kara çarşafı çıkardı ama Sava Öz'ün adı  Çine'de hiç gündemden düşmedi.  Zira Savcı'nın adının karıştığı skandalın biri bitme­den diğeri başlıyordu.
> >
> > •••
> >
> > Yıl 1995, Çine Adliyesi.  Bütün adliyelerde olduğu gibi, faks ve adli sicil kaydı  yaptıran yurttaşların ödediği para­lar, Çine Adliyesi'nde
> > de Adaleti Güçlendir­me  Vakfı'na aktarılıyordu. Zekeriya Öz, bir gün; dönemin kıdemli savcısı Ayhan  Uğurdan'ın kapısını çaldı.
> > Savcı Öz, Vakfa aktarılan paranın bir bölü­münü  'paylaşma' teklifinde  bulunuyordu!
> > Kıdemli Savcı, çirkin teklife büyük tepki gösterdi.  Kıdemli Savcı Ayhan Uğurdan, Ze­keriya Öz'ü Hakimler ve Savalar Yüksek
> > Kurulu'na şikayet etmeyi de ihmal etmedi. So­nunda... Zekeriya Öz, Çine'den Bitlis Mut­ki'ye sürüldü. 

 ... Zekeriya Öz'ün vukuatları bununla bit­miyor.
> > •••
> > ... Yıl 1998, Çine girişindeki Türkiye Şo­förler ve  Otomobilciler Odası Kıraathanesi'nin önü.  Savcı Öz, oğlu ve babasıyla birlikte oradan geçiyordu. Mehmet Ocak adlı bir işadamı, silahını çe­kip Savcı  Öz'ün ensesine dayadı!  İşadamı Ocak, Savcı Öz'ü kolundan tutup  sürükleye­rek kıraathaneye soktu.  İşadamı Mehmet Ocak, kıraathanede bulunan Çinelileri  dışarı çıkarırken, Savcı Öz'ü rehin aldığını bildirdi.
> > Çineliler eylemi hayretler içinde izliyorlardı. Zira Mehmet Ocak, aynı yıl Çine vergi re­kortmeni  olmuş, Çinelilerin  yakından tanıdığı bir işadamıydı!  Yirmi kadar polis kıraathanenin etrafını çe­virdi,  Ocak'a Savcı'yı bırakmasını söylediler, bırakmadı... Daha sonra  dönemin kaymaka­mı, savcısı  ve komiseri araya girdiler. İşadamı Mehmet Ocak  yatıştırıldı.  Mehmet Ocak, tam ikibuçuk saat Zekeriya Öz'ü rehin tutmuştu...
> > Olaya tanık olan Çineliler, ertesi gün gazetelerde bu  olayı bulamadılar. Ne  işadamı Ocak hakkında ne de Savcı Zekeriya Öz hakkında Soruşturma açılmıştı.
> > Bu durum Çi­nelilerin merakını daha da artardı.  Neden sonra öğrendiler ki; Savcı Zekeriya Öz, işadamı Mehmet Ocak'ı haraç vermeye zorluyordu. Savcı Öz, arabasının benzinini de, yine Ocak'ın benzin istasyonundan beda­va doldurtuyordu... Savcı Zekeriya Öz'ün, kendisini ikibuçuk saat rehin tutan işadamı Mehmet Ocak hakkında neden şikâyetçi ol­madığı da böylece anlaşılıyordu!..'
> > Çinelilerin, Savcı Zekeriya Öz hakkında kullandıkları  iddia edilen sıfatlan yazmak dahi istemiyorum.
> > •••
> > Adalet Bakanı Mehmet Ali ŞAHİN'in izin vermediği için hakkında soruşturma yapılmayan Savcı Zekeriya Öz'ün Aydınlık Dergisi'nde yazılanların doğru olup olmadığını derhal açıklığa kavuşturması gerekiyor. İddialar çok vahim ve Zekeriya Öz'ün bu iddialara karşı ne diyeceğini gerçekten merak ediyorum.*

September 23

çok önemli aslında çoooook

Bir dünya düşünün ki çocuklar, arabası 'baba' olana baba diyor. Büyüyünce akıllanmıyor, bisküvi yiyince astronot olup uzaya gidiyor.

Delikanlılık döneminde kraker ısırınca, komsu kıza göbek attırıyor.

Zaten daldırma çayla kız tavlıyor, kahve içerken de âşık oluyor. Ama ne kadar aptal olursa olsun, kız sürdüğü kokuya vurgun! Onu terk edemiyor.

Fakat kablolu televizyonu yoksa ve Amerikan dizisindeki 'artizin' sütyen rengini bilemezse, abazan kalıyor...

Mecburen, sakalını tras ettiği jiletin içinden çıkan robot kızla idare ediyor.

Sonunda ne sürdüğü parfüm, ne tras losyonu, ama lipofize kahvesinin saldığı kimyasal fındık kokusu sayesinde bir kıza yamanıyor.

Kavga mı edecekler? Daha keskin olamayan cep telefonlarıyla birbirlerinin üstünü başına parçalayarak dövüşüyorlar.

Zarar yok! Toplu tarifeden cep telefonuyla gece gündüz ucuza konuşup barışıyorlar.

Arabalarına benzin doldururken, eşek arısı kılıklı kız öyle çok çip para veriyor ki, bedava yaşayacaklarına inanıp evleniyorlar.

Evlenmeye karar vermelerinde tabii mobilyada 'eskiyi getir yeniyi götür' kampanyasının, Seda Sayan' ın şakıdığı halıların, bir türlü hızlanamamasına karşın Mazhar gitar tıngırdattıkça temizlenen internetin de etkisi var.

Hanım da kendi kendine dolan buzdolabı, sofrayı toplayan bulaşık makinesi, kocasının televizyon gibi seyrettiği sessiz çamaşır makinesiyle mutlu olabiliyor, zaten. Lekeleri soğuk suda çıkaracak deterjanı buldu mu, tamam. Bir de içine makineyi kireçten koruyacak tableti koyduysa, ver eline buharlı ütüyü, değme keyfine. Bey dersen, kuru fasulyenin içindeki üç beş fazla sucuk halkasına kaynanayla kaynatayı bile çekmeye hazır.

Zaten koku sürmediği, tıraş olmadığı ve sucuk yemediği zamanlar, maç seyrederek mutlu.

İki maç arasında ayağa uygun bir kredi bulup çocuk yaparlarsa, yavrunun istikbali tabii ki kredi hesabında.


Çocuğun bakımı da pek kolay; bağlıyorsun altına peti, şarkı söyleyip dans ediyor. Ancak çisini söylemeye hiç niyeti yok: Litrelerce işese de kuru kaldığından, poposun da bir paketle dolaşmaktan hiç rahatsız değil!

Bir şekilde büyüyüp gurbete mi gitti? Bu sefer evinizde bal arısı kılıklı çocuklar beslemeye başlıyorsunuz, sizi cep telefonuyla özlediğiniz yavrularınıza bağlıyor, hatta bazen İngiltere'den bile getirip kavuşturuyorlar.

Ve Türkiye böyle yaşayıp gidiyor, sayın seyirciler!

Yoksa sizin yaşamınız reklâmlardaki gibi değil mi?

Nasıl yaşıyorsunuz peki?

Reklâmlardan sonra başlayan dizideki gibi mi? Hangi oyuncuya âşıksınız, hangi hikâye sizin hayatiniz, hangisi sizsiniz o dizilerdeki?

Belki de cehalet yarışmalarını, kim daha talk salak şovlarını, lahmacun kralının ince kıyılmış soğan esprilerini,

mutasyona uğramış hadim evladının müzik otoriteliğini seyredip gülüyorsunuzdur, kâh kâh.

Oysa siz yasarken ekran tefecilerine borçlandığınız hayali bir dünyada, gerçek dünyada bir çocuk, tas doldurduğu sırt çantasıyla denize atıyor kendisini, cennet vaadinin peşinde. Hocalar, kızların içindeki cini çıkarmak için uçkur çözüyor. Atatürk ve rasyonel mantık okul kitaplarından çıkarılıyor, İsviçre dağlarının kızı Heidi romanındaki büyükanne hidayete erip tesettüre giriyor, 5 bin imam hatip de yargıçlığa ve savcılığa hazırlanıyor, zaten.

Siz reklâmlardaki Türkiye'yi borçlanarak yakalamaya ve ödünç yasamaya çalışırken satın alamayacağınız mutlulukları,

çocuklarınızın çocuklarına ödetilecek diş borç yükleniyor sırtınıza.

Türkiye din diktatörlüğüne kayıyor, sattılar sizi, sattılar kadın erkek eşitliğini, laikliği, hukuk devletini. Ne gam?

Reklâmlardaki Türkiye'de Atatürk hâlâ yaşayıp bahçelerden gül derlediği ve siz de televizyon karşısında Ayşe Teyze'nin cipslerini atıştırdığınız sürece...

Selamünaleyküm Türkiya!

Esselamünaleyküm ve tayyibullah !

September 10

HACI DEĞİL ???

 

Prof.Dr.Erdal Atabek'ten bir yazı.. Herkes okumalı

TÜM KURUMLARIN UYUŞTUĞU, KONUŞMASI İCABEDEN YETKİLİ ÇENELERIN
SUSTUĞU BU DÖNEMDE, BU YAZIYI HERKESİN OKUMASI SAĞLANMALI..

Fethullah Hoca, bu kadar dindarlığına rağmen HACI değildir.
Mekke’ye Medine’ye gidemez.

Neden mi? Şeriat kanunlarına göre Fethullah hoca SEYH statüsüne
soyunduğundan ve müritleri olduğundan Suudi Arabistan sınırları
içerisinde ele geçirilirse hemen katledilir.

Çünkü; İslamiyet de şeriat da ve Kur’an da seyhlere ve/veya tarikat
liderlerine yer yoktur.

 

July 21

bekir coşkun'dan

Askerler...
>
> DOKTORUNA 'doktor', mühendisine 'mühendis', polise 'memur bey', müdüre 'sayın müdür', öğretmene 'hoca' der halkımız.
> Ama asker gördü mü...
> Tüm rütbelilere 'komutanım' derler Anadolu’da.
> Çünkü Türkler askerlerini severler.
> Ama yobaz sevmez...
> İslam ülkeleri arasında, Batı uygarlığına yakın tek devlet asker eliyle kurulduğu için... Ve yobazın karanlık-ilkel dünyası o devrim yasaları ile engellendiği için...
> Şimdi dahi; devrim yasalarını silip yerine getirmek istedikleri 'dinci devlet'e en büyük engeldir askerler.
> Bu yüzden hedeflerinde askerler var.
> Kravatlı mollalar, askerleri ürkütüp sindirebilirlerse, kendi özlemlerindeki rejimlerini kurabilecekler.
> Yoksa, yok...
> Ve bunu yapıyorlar şimdi...
> Üç yöntemleri var:
> Birincisi; iktidara yalakalık yapıp bir avanta peşinde olan ikiyüzlü 'aydın'ları... Ya da dinciden demokrasi bekleyecek kadar aptal olan 'demokrat'ları bulup bulup Allah’ın günü askerlere saldırtmak...
> İkincisi; suça karışmış kimi eski-yeni, rütbeli-rütbesiz askerleri cımbızla seçip tüm askerleri karalamak...
> Üçüncüsü; cumhuriyetin başına gelenleri görüp sessiz kalmayan yürekli askerlerden emekli olanları yargının karşısına çıkartarak tüm askerleri korkutmak...
> İşte:
> Bizler askerlerin darbe yapmasını ya da kendi yapılarında olmayan demokrasiyi ikide birde 'rayına oturtmaya' kalkmasını istemeyiz.
> Ama, Türk ordusu, her zaman varlığımızın ve bağımsızlığımızın güvencesidir.
> O bizim ordumuz...
> Bu linçler, bu hakaretler, bu saldırılar haksızlık.
> Günah...
> Türkiye geceleri derin uykudayken, uzaktaki dağlarda ulusuna o huzurlu uykuyu vermek için ölenlere haksızlık...
> Ve siz o ordunun, ömrü boyunca terörle savaşmış generalini 'terörist' diye, bir hırsızmış gibi içeri attınız...
> Öyle mi?..
>
> Bekir Coşkun

gazeteport

Hani Recep Bey;                                                                       

 'Onların gözleri var ama görmezler, dilleri var söylemezler' diyor ya Hani 'Okullara ücretsiz kitap dağıttık, bunları neden söylemiyorsunuz? '   diyor ya, Hani ekonomide dağları devirdik, Enflasyonu yedik  yuttuk, İhracaatta çığır açtık, Milli geliri hoplattık zıplattık..ya!                                                                       

                                                                                       

 Kendimle baş başa kalığımda utandım. 'Ah Recebim' dedim Bizler ne kadar Hayvanız ‘ dedim.                                                              

 Gözümüz var görmüyoruz,                                                              

 Dilimiz var söylemiyoruz dedim.                                         

 Daldım internete o utançla

 Öyle ya, yaptıklarını söylemek lazımdı.

 Nereden bulacaksın doğruları ?

 OECD olur mu? Olur ! Ne de olsa kendisi veriyor oraya bilgileri, doğrudur elbet.

                            

                                                                                       

 Görelim bakalım bizim de üyesi olduğumuz,                                                                       

 30 üyeli OECD (Ekonomik işbirliği ve kalkınma örgütü) ne söylemiş:                                                         

                                                                                       

 Bizim okullarımız neyle ısınıyor?                                                                              

 Fuel-Oil ve kömür.                                                                    

                                                                                       

 Fiyatı ne bunların?                                                                    

 Rekor bizde!                                                                          

                                                                                       

 En pahalı yakıt Türkiye'de  30 ülke arasında!  1000 litresi 1.488,40 $  Daha yükseği yok! 

                                                                  

                                                                                       

 ABD             644,76                                                                

 Hindistan     210,23                                                                  

 Polonya       791,72                                                                  

 İspanya       725,63                                                                  

 Belçika        664,63                                                                 

 Türkiye     1.488,40                                                                  

                                                                                        

 Bu okullar nasıl aydınlatılıyor? Elektrik mi? Evet!

 Nedir elektriğin birim fiyatı OECD ülkelerinde? 

                                                                                        

 Güney Afrika        5,9 sent                                                                                    

 Avustralya            9,8 sent                                                           

 Kanada                6,7  sent                                                                                    

 Taiwan                 7,8  sent                                                                               

 Hindistan              4,2 sent                                                                                

 ABD                   10  sent                                                                               

 Türkiye            13,9 sent                                                                                

                                                                                       

 Kitap dağıtmış 'bedava' sayın başbakan..

 Ne para verdin onu söyle dolandırma lafı Sen söylemezsen, OECD söylüyor:                                                                              

                                                                                       

 OECD ülkeleri arasında GSYİH (Gayrı safi yurtiçi hasıla)'dan eğitime harcanan para (30 ülke arasında) ortalama % 6,2.

                                                                                       

 İsrail                 %  8,4                                                                                   

 İzlanda             % 8                                                               

 Kore                % 7,3                                                             

 Şili                    %  6,4                                                                                   

 Meksika           % 6,4                                                               

 Türkiye          % 4,1                                                                

                                                                                       

 Hani para harcıyordun Recebim?                                                                              

                                                                                       

 Ha bu arada meraklısına; OECD ülkeleri arasında cahillik rekoru da bizde.   25-64 yaş arası her 100  kişiden 63'ü,  ilkokul ve daha düşük eğitime sahip.  

 Meksika da bile 50 bu oran Tahmin edilebileceği gibi bir çok ülkede %1 ile % 10  arasında. En merak ettiğim konuyu da   sona bıraktım.  

 Acaba öğretmen maaşları ne  alemdeydi?                                                                             

 15 yıl deneyimli bir öğretmen yıllık ne   kazanıyordu?   

 Lük se mburg   85.000 $                                                                              

 Kore            46.000 $                                                                              

 İspanya       41.000 $                                                                              

 Portekiz      35.000 $                                                                              

 Yunanistan  35.000 $                                                                               

 Meksika        21.000 $                                                                              

                                                                                        

 Türkiye'yi merak ediyorsunuz değil mi?                                                                 

                                                                                        

 OECD'nin her tablosunda yer alan Türkiye bu  tabloda yok!                                                                           

 Utandıklarından vermediler herhalde değerleri.                                                       

                                                                                        

 Ama ben söyleyeyim:  10.000 $'ın altında!                                 

  Eğer hak aramak için meydanlara dökülen eğitim emekçilerine atılan her   tekme 5 $,  vurulan her cop 10 $ ise, durum değişir tabii. Bu durumda bu rakam yüz   bin doların üzerine çıkar.  Konya'da belediye,   okullara 'kontörlü su'   veriyormuş Recebim, haberin var mı?  Kontör bitti mi su da yok!  A'raf sûresinde bu da  yazıyor mu?                                                                           

                                                                                       

 Su cenneti bu memlekette, camilere bedava verdiğin suyu,  okullara kontörle veren ülkenin başbakanısın sen.                         

                                                                                        

 Hangi kitap?  Bunları da söyleyebiliyor   musun?  Gözün var görebiliyor  musun?  Kulağın var duyabiliyor  musun vatandaşın sesini?  Ve  dilin var, söyleyebiliyor musun bunları da?  

 

 Söyleyemiyorsan, a’raf sûresini oku!   

May 23

asıl gerçeğe gelelim...

Sevgili dostlar,

 

Bana gelen bir maili sizlere iletiyorum. Düşünüyorum da haklı olduğu bir çok konu var bence de. Zira biliyorum ki Yılmaz Erdoğan Deniz Harp Okulu dahil silahlı kuvvetlerden aldığı tiyatro gösterisi tekliflerinin hiç birine bugüne kadar iştirak etmedi. Tüm filmlerinde de mutlaka bir asker düşmanlığı var adamda.

  

Yılmaz Erdoğan aslında komik değil

 

Yılmaz Erdoğan'a gazeteci İsmail Uğur Ertuğ'un verdiği cevabı mümkün olduğunca forward edelim. Bu demokrat geçinen lümpen-soysuz-şerefsiz herifin sesi kısılsın artık. Vatanını, milletini gerçekten seven, kökeni ne olursa olsun bu topraklarda yaşamaktan mutlu olan ve bundan gurur duyan Atatürk ilkelerine bağlı her Türk Vatandaşının, bu adamın ve ailesinin (Gülben dahil) kitap, sinema, gösteri, konser, tiyatro vb. sanat adı altında yaptıkları adı ne olursa olsun her türlü etkinliği boykot etmesi gerekir. Bu aileye giden her bir kuruş, mehmetçiğe kurşun olarak geri dönmektedir. Bunu sakın unutmayın...

 

Yılmaz Erdoğan duvara tosladı!..

 

Okuyun ve 10 değil 1000 kişiye yollayın bu bir vatan borcu. Sizlerden ricam, saçma sapan mailleri 10 kişiye yollamak yerine bu maili herkese iletin. Her filminde, her şiirinde TSK'ya dokundurmadan rahat etmeyen Yılmaz Erdoğan bu kez duvara tosladı. Mektup ' adı altında yazdığı uzun yazıda, resmen çocuk katili bölücü teröristlerle Mehmetçiği bir kefeye koydu. Hürriyet tam sayfa ve CNN Kürt her saat başı bu bölücü yazıyı tekrar tekrar verdiler. Erdoğan yazısında Güneydoğu'da kimsenin kimseye ateş etmemesi gerektiğini belirterek şöyle devam ediyor:
   'Kimse ateş etmesin, kimseye. Hiçbir gerekçeyle.
Hatta kendini savunmak için bile... Çünkü savunmaya başlayana kadar masumsun ve masum güzel bir kelime, masum kal...'

 

Yani, hain terörist çoluk çocuk öldürecek, köy basacak; vatan evladı Mehmetçik, ne dürüst vatandaşı ne de kendisini savunacak. Pes doğrusu!.. 

 

   Devam ediyor. 
   'Yazgı birini kışlaya birini dağlara götürmüş.    'Mırın' denir Kürtçe'de 'Ölüm'dür Türkçe'de.`

 

  Vah vah vah!.. Neredeyse kardeş katili teröristler için ağlamamızı istiyor!.. Erdoğan pislik terörist ile vatan borcu için gönüllü olarak askere giden ana kuzusu askerimizin aynı kaderi paylaştığını hangi cesaretle söyleyebiliyor?

 

   Bakın Erdoğan, kendi aşiretindeki köleliği daha kaldıramadan, yazısında neler yumurtluyor: 'Ve Türkçe, güzel kelimeleriyle her şeyi iyileştirebilir. Kürtçe'yi bu cendereden çıkarabilir. Alır bu Mezopotamyalı kardeşini, önce yaralarını iyileştirir. Onu özgürleştirir.. '

 

Devletine isyan et. Dağlara çık, 30 yıl önüne geleni öldürürken 'gerilla' de. Hesabı sorulup çocuk katillerinin dağlara leşleri bir bir serilince utanmadan 
'Yazgı, kader mahkumu' deyiver. Aynı Ermeniler gibi. Fransız üniforması giyip yüzyıllarca birlikte yaşadıkları insanlara arkadan ateş açtılar. Hesapları tutmayıp boylarının ölçüsünü alınca 'Biz masum insanlarız. Türkler bizi katletti vs...' demeleri gibi...

 
  Her HAİN layık olduğu cezayı ER-GEÇ alır. Yılmaz Erdoğan tiyatrosunda her fırsatta kendi çocukluğundan söz ederken, 'Hakkari'de askerler kurşun atar, biz de onları ellerimizle yakalamaya çalışarak oyun oynardık.' şeklinde anılar anlatır ve açık açık TSK ile kafa bulur. Onursuzlar da bunu yılışık yılışık alkışlar. Yılmaz Erdoğan NE 'kalleş dost' NE de mert düşman' olabilmeyi becerebilmiştir. Ciwan 
HACO konseri için toplanan kalabalığa 'Kürtçülük' nutku atarken, güvercin kanadına yazdığı mektuplarda 'Timsah gözyaşı' döküyor. Ama ' İç ülkeden iç ülkeye' diye şiirinde kastettiği Kürdistan'dan hiç söz etmiyor 
bu mektubunda. Yazdığı mektup, bizim mütareke medyası tarafından bin bir türlü  duygu sömürüsü ile servis edilmeye çalışılsa da artık mızrak çuvala
sığmıyor. Tam da TSK'nın sınır ötesi operasyon yaptığı şu sırada mı depreşti Yılmaz Erdoğan' ın yüreğindeki 'barış' sevgisi? 

   Yılmaz Erdoğan'a Doğu, Güneydoğu ve Irak'ı
ondan çok daha iyi bilen bir gazeteci olarak soruyorum:
   Türk Kürt kardeşliğine ve ateşkese bu kadar önem veriyorsan, yıllarca PKK'nın yayın organı, terör yanlısı ve aşırı Kürt milliyetçisi Özgür Gündem'de ve PKK saflarında faaliyet gösteren kardeşin Mustafa Erdoğan'a neden bugüne kadar engel olamadın? Yoksa sende mi aynı saflardaydın da haberimiz yoktu? Çok değil, 1997'de kardeşin meşhur değilken, PKK'nın 
'kalemiz' dediği, Kuzey Irak'taki Zap kampında 5 Türk askeri rehin tutulurken kardeşin de orada yatıp kalkardı. Büyük gazete ve televizyonların Diyarbakır muhabirleri (isimleri şimdilik bende saklı) ile bölücü Özgür Gündem'in Ankara temsilcisi ve muhabiri olarak kamplara gider gelirdi. O zaman kan akmıyor muydu? O zaman kardeş değil miydik? Kardeşin yerel kıyafetlerle, 'gazeteci' adı altında gözlerimizin önünde terörist kamplarında fink atarken, özellikle kamp komutanı azılı terörist Rıza Altun'un dizinin dibinden ayrılmıyordu. Rehin Mehmetçikler adına, onun da senin de ne yaptığını ben göz tanığı olarak gördüm...  Delikanlıysan çık 'bunları bilmiyorum' de!..

 

Kardeşin internetteki özgeçmişine bu çalıştığı terörist gazetesini ve o yılları koymamış, sorsana acaba neden?

 

   Belki hatırlarsın, sen de vardın. Kürt milliyetçisi kardeşin, şarkıcı Gülben'le tüm medyanın önünde göstere göstere meydan okurcasına Kürtçe şarkı eşliğinde dünya evine girmişti. Kimsenin gözünden kaçmıyor. Şimdi kalkmış sanki Türkiye bir ülkeyle savaşıyormuş gibi laf ebeliği yapıp, teröristle tertemiz Mehmetçiği bir görüp milleti 'Barış'a mı davet
ediyorsun?

 

  Abi kardeş dünyanın terrorist dediği PKK'ya halkın huzurunda siz de 'terörist' deyip, çoluk çocuk masum insanları öldürmemeleri, okul, sağlık ocağı ile yol makinelerini yakmamaları için önce onlara  mektup yazmanız gerekmez mi?

 

    Sevgili okurlar keşke türlü kelime oyunlarına hiç başvurmadan, delikanlıca çıkıp ben 'Kürtçüyüm'
diyebilseydi daha dürüst davranmış olurdu. Tabii böyle bir kaygısı varsa.
     Siyasal Kürtçülerin başvurdukları en büyük yöntem budur. Ağızlarını açtıklarında bol bol kardeşlik, eşitlik, barış ve sevgiden söz ederler.
Ancak hava kararınca gündüz birlikte çay içtikleri komşularına kurşun yağdırmaktan geri kalmazlar.  Mertlik, delikanlılık, barış, çocukların geçtiği yollara mayın döşeyerek olmaz!

 

   Akrabalarına ve kardeşine önce bunu hatırlat Yılmaz.....

 

May 15

ÖNEMLİ BİR APTALLIK DAHA ... FORMULA 1 !!!

Hikâye, 2000 civarında bir grup cingözün Formula 1'i Türkiye'ye getirmek için bir şirket kurmasıyla başladı.Aralarında dünya çapında profesyonel yöneticiler,işadamları ve danışmanlar da bulunan bu cingözler yalan dolan istatistikler uydurarak Formula 1'in Türkiye için kârlı bir iş olduğu izlenimini yaydı.

Kamuoyunu ve medyanın neredeyse tamamını kandırdılar.

Oysa Formula 1'in yıllık gelirinin pistin bakım ve işletme giderini bile karşılayamayacağını biliyorlardı. Bu gibi tatlı işlere yatkın İstanbul Ticaret Odası'nı (İTO) projenin masrafını yüklenmeye ikna etmeleri güç olmadı.

O zamanlar spordan da sorumlu olan Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin ve Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ın desteğini aldılar. Erdoğan'ı da işin içine çektiler. Şahin'in desteğiyle Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün İstanbul Pendik Tepeören mevkiindeki 2200 dönümlük arazisi Formula 1'cilere tahsis edildi.

Oysa burası üniversite inşaatı için ayırılmıştı.

Formula 1 yarışlarının yapıldığı 15 Avrupa ve Amerika kıtası ülkesinin hiçbirinde yarışları devlet finanse etmiyor. Buralarda iş, riski ve kârıyla tamamen özel sektöre aittir. Bizim cingözler ve siyasetteki ortakları Türkiye'de işi devletin ve yarı kamu kuruluşu olan odaların üzerine yıktılar.

Unakıtan ile Şahin, herhangi bir fizibilite raporu görmeden çekleri imzaladı. Unakıtan yarışların düzenleyicisi olan Formula One Association'a, Türkiye adına 2011 yılına kadar 94.5 milyon dolar ödeme taahhüdünde bulundu. Şahin pistin zamanında bitmemesi halinde 25 milyon dolar tazminat ödemeyi kabul eden bir mektup verdi.

Pist 60 milyon dolara çıkacaktı. O zaman İTO Başkanı olan Mehmet Yıldırım işi bir şirkete ihalesiz verdi.Maliyet astronomik biçimde artmaya başladı. İTO'nun parası yetmedi. Başbakan devreye girdi. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ve İstanbul Belediyesi de pamuk ellerini ceplerine soktular.

Hem o zaman hem şimdi İTO yönetim kurulunda olan bir kaynaktan öğrendiğime göre, 60 milyon dolara çıkacağı vaat edilen tesislere 300 ile 400 milyon dolar arasında para harcandı.?

Tesisler Ağustos 2005'te bitti. Başbakan tarafından açıldı. Ama sahtekârların vaat ettiği gelirler gerçekleşmedi. Onlar dünyada 3.5 milyar insanın Formula 1 yarışlarını seyredeceğini söylemişlerdi.

Oysa seyirci sayısı taş çatlasa 300 milyondu.Yarışları seyretmek için 150 bine yakın yabancı İstanbul'a gelecek, muhafazakâr bir hesapla 85 milyon dolar para bırakacaktı. 15.000 kişi bile gelmedi, 1.5 milyon dolar para bile bırakmadı.

Dünyada Formula 1 tesislerine bu kadar çok para harcamış, bu kadar az gelir elde eden ikinci bir ülke yoktur. Tesisin açıldığı yıl Sanayi ve Ticaret bakanlığı Başmüfettişi İTO Başkanı Yıldırım hakkında ceza davası açılmak üzere İstanbul savcılığına suç duyurusunda bulundu.

Yıldırım hakkında Formula 1 inşaatında usulsüzlük yapıldığı, fazladan trilyonlar ödendiği savıyla dava açıldı.Geçenlerde davayı açan savcı dosyasını geri aldı ve Yıldırım'ın beraatini istedi.

Hükümet, tesisi, çalıştıramadığı için yıllığı 3 milyon dolara Formula One Association?a kiraladı. Aynı hükümet yarışların İstanbul'da yapılması için her yıl bu şirkete 13.5 milyon dolar ödüyor.

Yarışlar yapıldıktan sonra kapısına kilit vuruluyor ve 362 gün sonra yeniden yarışlar yapılıncaya kadar öyle kapalı duruyor.
Bence kapıya şu ibareyi taşıyan bir levha güzel yakışır:

Tanrı Türkü Türkten korusun.

Metin Münir
May 12

mahkeme dediğin !

> Diyarbakır' da bir resmi bina inşaatı. Önündeki tabelada şunlar yazıyor:
> Diyarbakı İstinaf mahkemesi Binası İnşaatı. Construction of Court of Appeal Building Diyarbakır.
> Hibe Sözleşme bedeli: 7 milyon 284 bin euro.
> Financed by ( Parayı veren ): European Union ( Avrupa Birliği )
> Faydalanıcı : T.C Adalet Bakanlığı. Republic of Turkey, Ministry of Justice.
> Şu anda ülkemizde istinaf ( Bolge adliye) mahkemeleri yoktur. AKP hükümeti bu mahkemeleri kurmak için, yasa tasarısı hazırlamaktadır. yani yasa henüz kanunlaşmamıştır. Tesadüf bu ya; bu mahkemelerin kurulmasını, AB de ısrarlı bir şekilde istemektedir. AB' nin projesi ülkemizin bölünmesi sonrası, bu mahkemelerin eyalet mahkemeleri olarak kullanılmasıdır. AB bunu açık açık dile getirmektedir. AB sonuçtan o derece emindir ki, 7 milyon euroyu bir çırpıda bağışlamış, mahkeme binasının inşaatına bile başlamıştır.
> Üstelik nerede ? Tesadüf bu ya; yine Diyarbakırda.
> Özgür ülkemin, özgür meclisinin, özgür insanları. Özgür ülkemde, özgür meclisimin kararı bile olmadan, yasası bile olmadan, özgür ülkem daha bölünmeden, AB bu mahkeme inşaatını nasıl yaptırabilmektedir ?

May 03

reşit galip ve ATATÜRK (İlkokul andı)

 

Çankaya sırtlarında oturan Ankaralılar,

şehre Reşit Galip Caddesi'nden geçerek

inerler.

Pek azı bu ismin kim olduğunu bilir.

Bu bilinmezlikte belki Dr. Reşit Galip'in

41 yaşında göçüp gitmesi rol oynamıştır,

belki de İnönü'yle yıldızının hiç barışmaması...

 

Rodos'ta doğan Reşit Galip,

ortaokulu bitirince kardeşiyle

bir sandala binip Marmaris'e gelmiş.

 

Liseyi İzmir'de okumuşlar.

 

Kardeşi Hüseyin Ragıp (Baydur)

diplomatlığı seçip büyükelçilik yapmış.

 

Reşit Galip ise İstanbul Tıp'a gidip

doktor olmuş.

 

Öğrenciyken gönüllü olarak

I. Dünya Savaşı'na katılmış.

Kafkas Cephesi dönüşü öğrenimini

tamamlayıp fakültede asistanlığa başlamış.

 

1923 Mart'ında, hekimlik yaptığı

Mersin'e Mustafa Kemal Paşa geldiğinde

Paşa'nın huzurunda konuşmuş ve

gözlerine doğru bakarak şöyle demiş:

 

"Muhterem Gazi, sen yalnızca bu milletin

bir kahramanı değilsin, sen bunlardan

çok daha büyüksün.

Sen bu milletin bir ferdisin.

Senin birinci büyüklüğün,

bu milletin bir ferdi olmakla iktifa ve

iftihar etmekliğindir."

 

Herkesin yüceltme yarışına girdiği

günlerde Gazi'yi "milletin bir ferdi" sayan

30 yaşındaki bu hatip,

herkesin dikkatini çekmiş.

Tabii en çok da Gazi'nin...

 

Kemal Paşa ona milletvekilliği önermiş ve

Dr. Reşit Galip, Ocak 1925'te Meclis'e girmiş.

 

Bir süre İstiklal Mahkemesi üyeliği yapmış.

CHF İdare Heyeti'nde görev almış.

Türk Ocakları'nda, Halkevleri'nde çalışmış.

Yine Atatürk'ün isteğiyle Serbest Fırka'ya girmiş.

Ve Atatürk'ün sofrasına oturmuş.

Onu bakanlığa taşıyan süreç de

o sofrada başlamış.

 

Bu sofra sahnesi pek çok tanığın

anılarında vardır:

 

1931 sonbaharıydı.

O geceki tartışma,

Milli Eğitim Bakanı Esat Mehmet'in

bir yakınmasıyla başladı.

Esat Mehmet, Atatürk'ün Harbiye'den

"tabya öğretmeni"ydi.

Kazım Özalp'in "Atatürk'ten Anılar"

kitabında (T. İş Bankası Y., 1992, s. 48-49)

yazdığına göre konu,

kız öğrencilerin kıyafetinden açıldı.

Esat Mehmet, "kızların kısa etek, kısa çorap

ve kısa kollu gömlek giymelerini

uygun görmediğini" belirtti.

Bir tamim yayınlayıp daha kapalı

giyinmelerini isteyeceğini söyledi.

 

Bunun üzerine Reşit Galip söz aldı:

"Yanlış düşünüyorsunuz beyefendi" dedi.

"Bu bir geriliktir.

Kadınlar eski durumda yaşayamazlar.

inkılaplardan en mühimi,

kadınlara verilen haklardır.

Başka türlü, Batılılaşmakta olduğumuzu

iddia edemeyiz."

Sofra gerildi.

Gazi, vekilini zor durumda bırakan

bu çıkıştan hoşlanmadı.

"Bu konuyu uzatmayalım.

Kısa çorap giyip giymemek

çok önemli değildir, sonra tartışırız" dedi.

Ama Reşit Galip alttan almadı.

"Af buyurunuz Paşam!

Bu, inkılap ve zihniyet meselesidir.

Müsaade buyurursanız fikrimizi söyleyelim.

Hatta daha ileri giderek diyeceğim ki,

sizin huzurunuzda bu sofrada inkılapları

zedeleyeceği icraattan bahsedilmesi

küstahlıktır, hoş görülemez."

 

Reşit Galip'in tartışma yaratmasının

özel bir nedeni vardı:

Halkevi'nde sanatı yaygınlaştırmak için

tiyatro çalışmaları yapıyor,

ancak sahneye çıkacak kadın oyuncu

bulamıyorlardı.

Buna gönüllü kadın öğretmenler için,

Maarif Vekaleti'nden izin alamamışlardı.

 

Reşit Galip

"Bu kokuşmuş kafayla devlet yürümez"

diye kestirip attı.

 

Atatürk'ün kaşları çatıldı.

"Sözlerinizde müsamahalı, ölçülü olunuz"

diye çıkıştı.

Herkes yaklaşan fırtınayı hissetmişti.

Ama Reşit Galip bulutların üstüne gitti.

57 yaşındaki Milli Eğitim Bakanı'nı

işaret ederek dedi ki:

 

"Devrimci devrimcidir.

insanlar bir yaştan sonra

ister istemez tutucu olurlar.

Meclis'te bunca genç, idealist,

bakanlık yapacak yetenekte insan varken,

böyle yaşlı kimseleri Milli Eğitim Bakanı

yapmak hatadır."

 

Atatürk yeniden uyarma gereği duydu:

"Esat Bey yeteneklidir.

Davamıza inanmıştır ve benim hocamdır.

Beni okutmuş olması

sence bir değer taşımıyor mu?"

 

"Kusura bakma Paşam, taşımıyor!

Okuttuklarının içinde sizin gibi bir

devrimci çıkmış ama kim bilir

nice tutucu da çıkmıştır."

 

"Sizi de eleştiririm!"

Bunun üzerine Gazi'nin sabrı taştı:

"Bu sofrada hocama ve bir

Milli Eğitim Bakanı'na hakaret etmenize

müsaade edemem" diye haşladı.

 

Ama Reşit Galip sineceği yerde hepten üste çıktı:

 

"Devrimleri korumak için

sizden müsaade istemiyorum.

Hatayı yapan siz de olsanız,

sizi de eleştiririm.

Mesela Rose Noir'a verdiğiniz

15 bin liralık kredi mektubu da

siz yaptınız diye hata olmaktan çıkmaz."

 

ilk kez Atatürk'ün sofrasında

Atatürk bu kadar sert eleştiriliyordu.

 

Reşit Galip'in sözünü ettiği Rose Noir,

Beyoğlu'nda, Rus karı-kocanın işlettiği

bir barın adıydı.

Atatürk bir gece oraya gitmiş,

mekanın sahibi Madam Senya'dan

"İş Bankası'ndan kredi alamıyoruz"

yakınmasını dinlemiş ve

orada bir kağıda

iş Bankası Genel Müdürü'ne hitaben

"yardımcı olunması" isteğini yazmış,

Rus çifte vermişti.

Reşit Galip bu iltimas talebini eleştiriyordu.

 

Atatürk bu kez kızmadı;

"Yoruldunuz, buyurun biraz istirahat edin"

diyerek kibarca Reşit Galip'i sofradan kovdu.

 

Ama genç devrimcinin yılmaya niyeti yoktu.

Yıllar yılı bir efsane gibi anlatılacak

çıkışını o an yaptı:

"Burası sizin değil, milletin sofrasıdır.

Milletin işlerini görüşüyoruz.

Burada oturmak sizin kadar,

benim de hakkımdır."

 

Atatürk kendi fikirleriyle kendisini vuran

bu genç adama baktı,

sonra yanındakilere dönüp

"Öyleyse biz kalkalım" dedi.

Sofradaki bütün heyet ayaklandı;

Reşit Galip'i sofrada yapayalnız bırakıp

çıktılar.

 

Bu müthiş sahnenin devamı

daha da ibret vericidir:

 

Reşit Galip bütün geceyi

Dolmabahçe Sarayı'nda

pencere kenarındaki bir koltukta geçirir.

 

Atatürk uyandığında

Genel Sekreteri'ne Reşit Galip'i sorar.

"Sabaha kadar bekledi,

mahcubiyetini size iletmemizi istedi.

Ankara'ya gidecek kadar

borç para istedi. 25 lira verdik" derler.

Atatürk

"Ankara'ya gidecek adama

25 lira mı verilir.

Bari benim hesabımdan birkaç yüz lira

verseydiniz" der.

Sonra "Cebinde beş parası yok ama

karakterinden hiç taviz vermiyor.

Parası yok ama cesareti var" diye ekler.

 

1932 sonbaharında Atatürk,

Reşit Galip'in Ankara Radyosu'ndaki

bir konuşmasını dinler;

"Devrimleri her yerde,

herkese karşı savunacağız.

Gerekirse babamıza ve

çocuklarımıza karşı bile" demektedir.

 

Atatürk birkaç gün sonra kendisini

yeniden sofraya davet eder.

Hemen yanındaki sandalyeye buyur eder.

Onun yanına da, hocası Esat Mehmet'i oturtur.

Ve orada yeni Milli Eğitim Bakanı'nın

39 yaşındaki Reşit Galip olduğunu açıklar.

 

Rose Noir olayı mı?

Onu da hatırlatalım:

İş Bankası Genel Müdürü

Muammer Eriş,

Atatürk imzalı kağıdı alınca

doğruca Dolmabahçe Sarayı'na gelmiş,

Ata'nın ricacı olduğu krediyi vermeye

kuralların uygun olmadığını bildirmiş,

talebi reddetmiştir.

*******************

Reşit Galip'in bakanlığı

sadece 13 ay sürdü.

Bu süre içinde Darülfünun'dan

üniversite reformunu başlattı.

Öğretmenlere genel bütçeden

maaş ödenmesini sağladı.

 

Eşi Zübeyre Hanım'ın deyimiyle

"deli gibi çalışıyor" ama

Atatürk'e çıkışacak kadar ayarsız

dili yüzünden her gün işe

cebinde istifa mektubuyla gidiyordu.

 

Aslında Atatürk'le araları iyiydi.

O Gazi'ye "Paşam",

Gazi de ona "Doktor" diye hitap ederdi.

*******************

Torunu Feyhan Oran'a

"Peki ne oldu da ayrıldı?" diye sordum.

Bir gün sofradan ayrılırken,

Atatürk, "Seni eve ben bırakacağım"

demiş.

Eve bırakınca o da saygıdan,

"Ben de sizi uğurlayacağım Paşam"

karşılığını vermiş.

Ama kendisinin arabası olmadığından

yürüyerek uğurlamış.

O gece zatürree olmuş.

 

Dinlenmesi tavsiye edilince

1933 Ekim'inde görevden ayrılmış.

 

1934 yazında Moda'daki

bir deniz kazasında kızlarını kurtarmaya

çalışırken akciğerlerini hepten üşütmüş.

Bir mucize eseri kurtulduğu bu kazadan

sonra ölümü bekleyerek,

hastalığını takip etmeye başlamış.

Keçiören'deki bağ evinin kütüphanesine

demir yatağını taşıtıp

yedi ay kitaplar arasında yatmış.

 

1934'te, 41 yaşında hayata veda etmiş.

 

"Öldüğünde cebinde 5 lira parası varmış"

dedi hiç görmediği torunu Feyhan:

"Anneannem üç çocuğunu büyütebilmek için

Afet İnan'dan yardım istedi.

Atatürk'ün yardımıyla krediyle bir ev aldılar.

O evin bir odasına sığışıp

diğer daireleri kiraya vererek geçindiler."

****************

Her sabah okul öğrencilerini

güne başlatan

"Türküm doğruyum çalışkanım" andı

var ya...

Geçenlerde sevgili hocam

Prof. Dr. Baskın Oran'ın eşi Feyhan,

"Biliyor musun o andı kim yazdı?"

diye sordu.

"Kim?" dedim merakla...

"Dedem."

"Deden kim?"

"Reşit Galip..."

İnanılır gibi değil.

Ne o andın 1933'ün 23 Nisan günü

Reşit Galip'in kaleminden çıktığını

biliyordum

Ne de Feyhan'ın

Atatürk döneminin Maarif Vekili

Reşit Galip'in torunu olduğunu...

*****************

Feyhan ilkokulda her sabah içtiği andın

dedesinin kaleminden çıktığını

ilkokul sonda annesinden öğrenmiş.

*************** 

CAN DUNDAR / MILLIYET / 25 KASIM 2007 - PAZAR

April 24

pirinç olayında son durum

Arkadaşlar ,

Uluslararası para mafyası ve onların yerli işbirlikçileri paralarını pirinçe yatırarak , çok büyük miktarda pirinç stoğu yaptı  Türkiye'de pirinç fiyatlarını toptan 400 bin liradan 4 milyon liraya kadar çıkarttı, bir süre daha stoklarını piyasaya sürmeyerek 5 ytl e çıkınca süreceklermiş .

Tüketici birlikleri bir süreliğine boykot çağrısı yapıyor . Bu stokları 1
hafta 10 gün içerisinde piyasaya sürmezlerse büyük zarar edeceklermiş, herkesi ay sonuna kadar , 1 Mayıs'a kadar kesinlikle pirinç almamaları konusunda uyarıyorlar.


15 gün pirinç yemezsek ölmeyiz, ama stokçulara bu milletin duyarsız
olmadığını , aptal olmadığını , gerektiğinde tepki verebileceğini duyurmak lazım . Ben Mayıs ayına kadar kesinlikle pirinç almayacağım, lokantada yemekhanede pirinç pilavı yemeyeceğim , etrafımdakileri de uyaracağım Pirinçi 5 ytl yerine 1 ytl'den yemek istiyorum . Bu maili yayın , milletimiz gözünü açsın artık .


Hadi arkadaşlar bir süre BULGUR PİLAVI yiyelim ve bu karaborsacıların burnunu sürtelim.
Bu milletin koyun olmadığını görsünler.

mercedes

Günümüz zenginliğinin simge markası Mercedes otomobillerinin sağlamlığını, dayanıklılığını bilmeyen yoktur. Başbakan Tayip Erdoğan'ın Ankara'da bir hastane bahçesi içerisinde yaşadığı rahatsızlığın ardından meydana gelen ve balyozlu kurtarma operasyonu daha hafızalardaki yerini koruyor. Aralarında babaları oldukça nüfuzlu kişiler olan, hatta bir bankanın en üst düzey yöneticilerinden birinin de oğlunun bulunduğu dört genç, geçtiğimiz yılın yaz ayında İstanbul Anadolu yakasından babalarının yeni aldığı otomobille E-5 üzerinden Tekirdağ'a doğru yola çıkarlar. Amacı olmayan bir gezintidir bu. Dört arkadaş Silivri'yi de geçtikten sonra hava kararmaya başlayınca uygun bir yerden geri dönmek isterler. Silivri'den 40-50 km sonra bir sapaktan geri dönerler. Oto yoldan çıkan gençlerden biri rahatsızlanır. Otomobil yolun kenarına çekilir, arkadaşlarına temiz hava aldıran gençler tarlaların kenarında bir süre yürüdükten sonra geri dönerler. Arabayı kullanan genç, anahtarı düşürdüğünü fark ettiğinde arabanın otomatik kilitlerinin kapıyı adeta bir kaleye çevirdiğini anlar. Dört genç yürüdükleri yol kenarında girdikleri tarla çizileri arasında Mercedes'in anahtarını aramaya başlar. Cep telefonlarının cılız ışıkları ile yarım saatten fazla süren aramanın ardından anahtar bulunmaz. Bir çekiciye yükleyip arabayı Anadolu yakasına evin önüne getirmeyi düşünürler önce, ama arabayı babasından izinsiz aldığını söyleyen genç bunu kabul etmez. Babasının haberi olacağı ve kendisine kızacağı endişesiyle iyice paniğe kapılır. Gençlerden biri, cep telefonundan Mercedes'in İstanbul'daki temsilcisine ulaşır. Kendini ve aracın yanında bulunan arkadaşlarını tanıtır. Kendilerine bir servis aracı yollanmasını isteyen genç, bu konuda olumsuz yanıt alır. Ama ısrarlı çıkış ve siyasi bir nüfuzun varlığının hissettirilmesi kısa sürede sonuç verir. Mercedes'in Türkiye ofisinde etkili bir isim, Silivri yakınlarında gecenin karanlığında bir otomobilin etrafında dolaşan gençlere umut olur. Kendilerini arayan Mercedes yetkilisi önce gençlere kullandıkları araçla ilgili bilinmesi gereken özel bilgiler sorar. Aracın kime ait olduğu, plakası, araç sahibinin ev iş teli ve adresleri gibi güvenlikle ilgili bir takım sorular yöneltilir. Bu bilgilerin doğruluğunun teyit edilmesinin ardından, yönetici başka bir telefonla Almanca görüşmelere başlar. Mercedes yetkilisi, gençlerin en önemli müşterilerinden birinin oğlu olduğunu telefonda konuştuğu kişiye anlatmaktadır. Mercedes'teki telefon trafiği devam ederken gençler mahsur kaldıkları köy yolunda eve dönüşte babalarına ne diyeceklerini düşünürken, yetkili aracı kimin kullandığını sorar. Otomobil sahibinin oğlu kendisinin kullandığını söyler. -Şu anda bulunduğunuz yerden oturduğunuz ev ya da park edeceğiniz yere ne kadar sürede ulaşabilirsiniz. -2 saat 10 ya da 15 dakika içerisindeBu sırada Almanya'daki yetkili Türkiye'de konuştuğu yöneticiye talimatları iletir. -Sürücü otomobilin yanına gelsin. Gençler zaten otomobilin yanındadır. Beş on saniye sonra önce otomobilin iç lambası kendiliğinden yanar. Ardından Park lambaları, sonra motor çalışır. Ardından kapıların kilidi açılır. Telefondan ikinci talimat gelir. -Sürücü otomobile binsin. Otomobili kullanan genç ve arkadaşları şaşkınlık içinde otomobile biner. Direksiyonun kilitli olduğunu fark eder. Bu sorun da 30 saniye sonra giderilir. Telefondan son talimat gelir. -Aracın en son park edildiği yere ulaşması için size 2 saat 20 dakika izin verildi. Araç 2 saat 20 dakika sonra yeniden stop ettirilecek ve kapıları kilitlenerek emniyet altına alınacak. Geçmiş olsun iyi yolculuklar. Otomobilin sürücü koltuğuna oturan genç ve arkadaşları şoke olmuş durumdadır. O köy yolundan keskin bir U dönüşü yaparak istenilen süre içinde İstanbul'da Anadolu yakasındaki evin önüne ulaşmayı başarırlar.
 Gençler sözü edilen saat ve dakikanın dolmasını beklerler aracın yanında. Araç motoru durdurulur ve kapılar kilitlenir. Yedek anahtarın bile kullanımı iptal edilirken şirket araç sahibine bir sonraki gün yeni anahtarını ulaştırır. Bu olayı anlatan arkadaşım aracın içinde bulunanlardan biridir. O yaşadıklarını anlatırken başta Susurluk kazası olmak üzere, bütün Alman malı BMW ve Mercedes marka otomobillerin karıştığı olaylar ve Türkiye'de çok tartışılan kazalar aklıma geldi. Rahmetli Vali Recep Yazıcıoğlu, Bakan Adnan Kahveci ve Mustafa Taşar gibi nice değerlerimizin birbiri ardına yollarda kaybettiğimizi düşündüm. İçim sızladı.
 Bakanlarımızın, milletvekillerimizin bindiği güvenlik açısından ' Kale' olarak nitelendirilen son model lüks otomobillerin aslında tepemizde dolaşıp duran bir uydunun kör bir frekansında yol aldığını düşündüm. Parasını bastırıp satın aldığı otomobilin kontak anahtarının bir nevi mülkiyet sembolü olduğu ülkemizde, binlerce lüks aracın asıl sahibinin hâlâ üretici şirket olduğunu hissetmek içimi burktu. Aynı araçlar uzaktan böylesine kontrol edilebiliyorsa, neden içindeki konuşmalar dinlenmesin, ürettiği sattığı aracı kontrol edebilen güç, içindeki kişilerin konuşmalarını dinlemeyecek kadar aptal olamaz diye düşündüm ve ürperdim.

April 18

zavallı aydınlarımızdan inciler ...

 

80 yıl önce

'Ne mutlu Türküm diyene'

ATATÜRK

 

80 yıl sonra 

 

'Sen ne mutlu Türküm dersen oda ne mutlu kürdüm der. Türklük yerine Türkiyelilik bilinci yerleştirilmelidir'

Tayyib Erdoğan 

 

'Cumhuriyetin ilanı İstanbul'un tarihi değerini ve saygınlığını düşürmüştür'

Kadir Topbaş 

 

'Kürtlerin geleceği ve özgürlüğü için Türk askerinin kanının oluk oluk akması gerekir'

Leyla Zana 

 

'Toprak tek başına bir anlam ifade etmiyor. APO Türklere Allahın bir lütfüdür.

İnsanları öldürmek yerine Kürtlere istedikleri toprakları vermek gerekir'

Ahmet Altan 

 

'Türkiye, sadece Türklere bırakılmayacak kadar önemli bir ülkedir'

M.Ali Birand 

 

'Atatürk öldüğünden beri hala zenginlik ve özgürlük üretemiyorsak sebebi Kemalizm'dir'

Ahmet Altan 

 

'Vatan sevgisi nedir ki? Vatanı seveceğinize gidin evde karınızı sevin'

Çetin Altan 

 

'Memleketi bir çift kadın memesine satarım'

Ahmet Altan 

 

'Kimse söylemiyor bari ben söyleyeyim. Türkiye'de 1 milyon Ermeni'yle 30 bin Kürt katledildi'

Orhan Pamuk 

 

'Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı sırtımızı Amerika'ya dönmeliyiz'

Fetullah Gülen 

 

April 12

yılmaz özdil'den... sorulmayan soru


> >  43 (kırküç) yıldır sorulmayan soru
> >
> >  'AB için referandum yapılsın.'
> >  Madem millet için AB'ye girmek istiyorsunuz. .. Yetti artık, emrivaki...
> >  Millete sorun.
> >  İstiyor mu, istemiyor mu?
> >
> >  Çünkü benim bildiğim, AB'nin bir numaralı kriteri, millet ne istiyorsa, onu yapmak...
> >  Aksini değil.
> >  Bu nedenle onlar kendi milletlerine sordu... İsteyen  girdi, istemeyen girmedi.
> >  Mesela, Norveç...
> >  Seçilmiş bir hükümet vardı iktidarda.
> >  Yani milletten 'yetki' almıştı.
> >  Ama buna rağmen, referandum yaptı.
> >  'Hayır' dedi millet... Girmediler.
> >  Bir zarar gördüklerini de, görmedim.
> >
> >  Peki ya biz?
> >  İlk başvuru, 1959'da.
> >  Menderes... Rahmetli...
> >  Kimseye başvurdu mu, 'başvuralım mı, başvurmayalım  mı' diye?
> >  Başvurmadı.
> >  Başvurmadan başvurdu...
> >  Sonra?
> >  Hatırlayın...
> >  Demirel, Ecevit, Özal, Yılmaz, Çiller...
> >  Hepsi birer defa girdi AB'ye...
> >  Hepsi, ayrı ayrı kutlama yaptı AB'ye girdiğimiz için.
> >  E baktı ki millet, bir yere girdiğimiz falan yok...
> >  'N'oluyor' demeye kalmadı...
> >  Tayyip Erdoğan iki defa daha girdi.
> >  Patlattığımız havai fişeğin haddi hesabı yok, AB'ye  girdiğimiz için.
> >  En fazla defa biz girdik!
> >  Ama hâlâ dışardayız.
> >  Hatta, dışarda bi tek biz varız.
> >  Bu arada bize giren girene...
> >
> >  Ve işte bugünkü soru...
> >  Siyasilere değil, size.
> >  Herkes kendine soracak.
> >  Herkes kendine verecek cevabı...
> >
> >  1963 Ankara Anlaşması'nı milat kabul edersek... Dile  kolay, 43 yıldır...
> >  Ekonomiden hukuka, tarladan gökyüzüne, aklınıza  gelen gelmeyen her konuda
> >  'AB'ye uyum için' yasa çıkardık.
> >  Hayatınızda olumlu yönde ne değişti?
> >  Size ne faydası oldu?
> >
> >  Çünkü şöyle bir manzara var.
> >  Çıkarılan AB'ye uyum yasaları...
> >  Bölücüye yaradı.
> >  Apo'ya yaradı.
> >  Fehriye'ye yaradı.
> >  Köktendinciye yaradı.
> >  Takıyyeciye yaradı.
> >  Diasporaya yaradı.
> >  Rum'a yaradı.
> >  Cari açığa yaradı.
> >  Kapkaççıya yaradı.
> >  Katile, ite, uğursuza yaradı.
> >
> >  Peki...
> >  Aynı AB'ye uyum yasalarının...
> >  Vergisini ödeyen, karıncayı incitmeden hayatını sürdürmeye çalışan, yargıya güvenen, devletini seven, bayrağına saygı  gösteren, namuslu, yurtsever vatandaşa nasıl bir faydası oldu?
> >
> >  Açalım biraz...
> >  Bu nasıl ortak?
> >  Sınıflar sardalya kasası gibi...
> >  60'şar 70'şer kişi sığışıyor çocuklarımız.
> >  Öğretmenlerimiz, ameleden az kazanıyor.
> >  Bu şartlarda AB'ye girmemiz mümkün mü?
> >  Değil.
> >  Peki siz hiç, bugüne kadar Avrupa Birliği'nin bir defa olsun, 'bu sorunu çöz, çözmezsen olmaz' dediğini duydunuz mu?
> >  Ben duymadım.
> >  Ama eğitimle ilgili ne duyuyoruz hep?
> >  'Ruhban Okulu'nu aç.'
> >
> >  Sabahın 4'ünde giriyoruz hastane kuyruğuna... Kalp ameliyatına bile 6 ay sonraya gün veriliyor...
> >  Temel insan hakkımız yok yani!
> >  'Al şu fonları, hastane aç' diyor mu?
> >  Demiyor... Ne diyor?
> >  'Limanları aç.'
> >
> >  Bayramda 104 kişi daha öldü. Her yıl küçük bir
> >  Avrupa kenti kadar  insanımız yollarda heba oluyor.
> >  'Yollarını düzelt' demesi gerekmez mi?
> >  Gerekir... Ama o ne diyor?
> >  'Ermenistan' a yol aç.'
> >
> >  Resmi olarak 2.5 milyon, gayriresmi olarak 10 milyon  işsiz var Türkiye'de.
> >  Fas'ın Tunus'un Cezayir'in işsizini alıyor.
> >  Bize duvar.
> >  Bi tek kimi alıyor bizden?
> >  PKK'lıyı.
> >  İşçi suçlu. Terörist mağdur.
> >
> >  Bölücü posteri taşıyana 'dokunma' diyor.
> >  Atatürk posteri asana 'indir onu' diyor.
> >
> >  AB üyesi İngiltere, kendi genelkurmay başkanına göre  bile, 'elalemin ülkesinde işgalci.'
> >  Çıt çıkmıyor.
> >  Bizim asker, 'kendi toprakları üzerinde' uçak  uçuruyor... Şiddetli itiraz.
> >  Kınama.
> >
> >  El ele verip, Çanakkale'den Antep'e, İzmir'den Urfa'ya,  katlettikleri Türk'ün haddi hesabı yok.
> >  'Soykırımcısın' diyor.
> >  'Değilim' demek yasak üstelik.
> >
> >  Kendi ülkesinin şartlarına göre kanun çıkarmakla  yükümlü olan Meclis, 'tercüme bürosu'na döndü... Trafik suçu bile işlenmeyen ülkelerin kanunları bire bir Türkçe'ye çevriliyor.
> >  Sonra ne oluyor?
> >  İt, uğursuz kol geziyor.
> >  Namuslu vatandaş korku içinde.
> >
> >  Farz edelim, Akmerkez'e gittiniz.
> >  Üstünüz aranıyor mu?
> >  Aranıyor... Çocukların bile aranıyor.
> >  Ama polis, şüphelendiği bir kişinin üstünü arayabiliyor mu?
> >  Arayamıyor.
> >  Neden?
> >  Çünkü artık, hakim kararı gerekiyor.
> >  Akmerkez'deki güvenlik görevlisinin hakim kararına  ihtiyacı yok...
> >  Devletin polisinin hakim kararına ihtiyacı var.
> >  Buna 'AB'ye uyum' deniyor.
> >
> >  Tatile gideceksiniz. ..
> >  Mesela, Belçika'ya.
> >  Vize vermek için, tapu istiyor, banka cüzdanı istiyor, gidiş-dönüş uçak bileti istiyor, kalacağın otelin rezervasyonunu istiyor, şimdi yeni moda çıktı, kulaklarını gösteren fotoğraf istiyor.
> >  Ama Fehriye orada.
> >
> >  Hâlâ bir terslik yok mu burada?
> >
> >  Cumhuriyet 83 yaşında...
> >  AB kaç yaşında?
> >  'AB için referandum yapalım' dedik...
> >  Ali Kemaller çok kızdı.
> >  Devam o zaman...
> >
> >  Temel sorun şu aslında...
> >  Yıllardır diyorsun ki, 'AB, AB...'
> >  E görüyorsun ki, iş boka sarıyor.
> >  Şimdi çıkıp, nasıl diyeceksin..
> >  'Bu iş yanlışmış.'
> >  Nasıl diyeceksin?
> >
> >  İnsanın, yanıldığını kendisine bile itiraf etmesi zordur.
> >  Ama yanıldıkları nokta, AB değil.
> >  'Türkiye'yi adam edecek' bütün güzelliklerin, ancak ve sadece, 'dışardan gelebileceğini' sanıyorlar.
> >  'Bizi kurtarsa kurtarsa, yabancılar kurtarır'  zannediyorlar.
> >
> >  Yanıldıkları nokta bu.
> >
> >  Zihniyetlerinin dedeleri de, İngiliz Muhipleri
> >  Cemiyeti'ydi. .. Amerikan mandacılarıydı.
> >
> >  Hatta, başka versiyonlarını da yaşadık, yakın geçmişte...
> >  Hatırlayın...
> >  Sovyet'e sarılmıştı çoğu.
> >  Kendi devrimine dudak büküp, elalemin devrimini  alkışlıyorlardı.
> >  Gorbaçov çıktı, pardon dedi...
> >  Harç bitti, yapı paydos, herkes yoluna...
> >  Ayazda kalakaldılar!
> >  Savruldular.
> >  Kimi 'eşitlik meşitlik' falan derken, en vahşi  patrondan daha kapitalist oldu...
> >  Kimi daha düne kadar Allah'a bile inanmazken, takke  taktı kafasına.
> >
> >  Nereyi tuttularsa, kurudu!
> >  'Yabancıların' becerebileceğine inandılar...
> >  Mustafa Kemal'in 'kalıcı' olabileceğine inanamadılar  bir türlü.
> >  Bakar kör çünkü bunlar. Görmüyorlar.
> >  Ama dünya görüyor...
> >  Geçen yüzyıldan bu yüzyıla 'ayakta geçmeyi başaran tek ideoloji' O ufak tefek, sarışın adamın devrimi oldu.
> >  İlelebet payidar.
> >
> >  Ben de şunu görüyorum naçizane...
> >  Ve gurur duyuyorum...
> >  Bunlar nereye sarıldıysa, kurudu.
> >  Ama özellikle lise ve üniversite gençliğimizin  yüreğinde yeşeriyor
> >  Kemalizm hergün... Her genç, yeni bir fidan... Kökleri
> >  Asya'da, dalları
> >  Avrupa'da, yaprakları ABD'de Avustralya'da.
> >
> >  Bu gençlerden cesaret alarak, soruyorum...
> >  Cumhuriyet 83 yaşında.
> >  AB kaç yaşında?
> >  Milletlerin ömrüne bakacaksak eğer...
> >  Bizim devletimiz varken, bunlar mağarada yaşıyordu, mağarada.
> >  Sen kime akıl öğretiyorsun?
> >  Hıya....!
> >
> >  Asabım bozulduğu için ağzımı bozdum, kusura bakmayın

 

Abdgül ve zavallı babası

Gel de üzülme...

Abdullah Gül çok değil iki hafta önce Vakit Gazetesine ne demişti
hatırlayın: ''Benim babam küçük esnaf ve sakallı olduğu için beni
Cumhurbaşkanlığına layık görmediler.''
Sakallı babanın Cumhurbaşkanlığına seçilmek için engel değil klasik bir
AKP istismarı olduğunu Sayın Demirel'in sakallı babalarını
hatırlatılarak çürütülmüştü.

Geriye kalıyor zavallı esnaf istismarı.
Heyhat, o da büyük bir çarpıtmaymış.
Gazetelerdeki habere göre meğer Abdullah Gül'ün babası Ahmet Hamdi Gül
beyefendi öyle zavallı bir esnaf filan değilmiş.
Tersine kökleri 1972 ye dayanan bir şirkete ASTEKSAN ve 4000 metre kare
kapalı alanı olan devasa bir fabrikaya sahipmiş..

Bitmedi...

Abdullah Bey in zavallı dediği babasının İstanbul da da KITOKO iç ve dış
Tic. LTd . diye de ayrı bir şirketi varmış.
Bütün bu şirketlerin Adana ve Romanya'da şubeleri bulunuyormuş.
Abdullah Gül'ün babası fabrikasında ne imal ediyor?..
Şehir, park ve bahçe mobilyaları, çöp kutuları, otobus durakları,
aydinlatma elemanları ve reklam bilboardları.

Peki zavallı esnaf Hamdi Gül bunları nerelere mi satıyor?

ASTEKSAN in internetteki web sayfasına bakalım...
AAaaaa o da ne!
42 AKP li belediyenin referansları var orada.
Keza İstanbul Büyükşehir belediyesine bağlı IETT ve ISTON da var.. bu
listede...
Referans ne anlama geliyor....
ASTEKSAN 42 AKP li belediyede iş yaptı ve bitirdi anlamına geliyor..
Görüyor musunuz Abdullah Gül'ün zavallı esnaf babasını...
Peki, bütün bu işlerin alınması ya da verilmesinde cumhurbaşkanı adayı
Abdullah Gül' ün payı ya da katkısı var mı?
Bunu ihaleye giren diğer şirketlere sormak gerek...
İstanbul'un 2300 bilboardunu 5 trilyona Abdullah Gül'ün babası yapacak..

Şimdi soruyoruz... Abdullah bey, bunlara ne diyorsun..?
42 AKP'Lİ belediyenin babana verdiği ihalelerin hesabını vermek
durumundasın..

TURBANI, DINDAR CUMHURBASKANI HIKAYESINI VE 367 ISTISMARINI BIRAK - GEL,
HESAP VER....
BABAN 42 AKP LI BELEDIYEDEN BU IHALELERI NASIL ALDI?
BUNLARI TURBAN ISTISMARI YA DA CUMHURBASKANLIGI MAGDURIYETI MASALI ILE
ORTEMEZSIN.

 

-alıntı-

April 02

yılmaz özdil'den

 
SEYİT Onbaşı...
O top mermisini nasıl taşıdı?
*
Bana sorarsanız... Şöyle taşıdı.
*
Seyit, o top mermisini taşırken...
İstihkam Komutanımız kim?
Weber Paşa!
İstihbarat Komutanımız kim?
Thauvenay Paşa!
Donanma Komutanımız kim?
Souchon Paşa!
Genelkurmay 2’nci Başkanımız kim?
Bronsart Paşa!
1’inci Ordu Komutanımız kim?
Liman von Sanders Paşa!
*
E bütün payeler Alman subaylarına verilince, 276 kiloluk top mermisini sırtta taşıma payesi kime kaldı?
Seyit Onbaşı’ya!
*
Hesapta yabancılar saldırıyor...
Ordu, yabancıya emanet!
*
İlkel... Akla, bilime ve gerçeğe saygısız, yeteneksiz, korkak, milletine acımasız, yabancıdan medet uman, basiretsiz kafanın yüküdür, o Seyit’in sırtındaki...
Top mermisi değildir.
*
Dini imanı alet ederek, elálem istedi diye elálemin savaşına giren, elálem istedi diye cihat ilan eden, elálem istedi diye evlatlarını hoyratça ateşe süren zihniyetin yüküdür, o Seyit’in sırtındaki.
*
Genç arkadaşlar!
Sepet gibi oturmayın...
Diriliş’i okuyun, Diriliş’i.
Yoksa, gün gelir, sırtınızda o top mermisini taşırken bulursunuz kendinizi.

stalin in tavuğu

Stalin en sadist cinayetlerini planladığı çalışma odasına yakın dostlarını toplamış sohbet ediyordu. Votka şişelerinin biri gidip,  diğeri geliyordu. Kafalar iyice dumanlanmıştı. Stalin kan çanağına dönmüş gözlerini etrafında dalkavukluk yarışına girmiş adamlarına çevirerek sordu: 
- Saçını ihtilalde, halk içinde, devlet yönetiminde, bürokraside
ağartmış dostlarım... Söyleyin bakalım halkın yönetime baş eğmesi,  kayıtsız şartsız itaat etmesi için yöneticiler ne yapmalı, nasıl davranmalıdır?
Her dumanlı kafadan bir ses çıktı. Kimisi adaletten, haktan söz etti... Kimisi demokrasiden... Kimisi sürgünden, sehpadan,
 hapisten... Kitlesel cinayetlerin deha çapındaki katili Stalin,  beğenmedi adamlarının izahatlarını... Bir kadeh daha votka
çekerek şöyle dedi:
- Yönetimi eline geçiren hükümdar en yücedir! Halkın karşınızda
başeğip durması için ne yapmanız gerektiğini durun da şu beyinsiz kafalarınıza çivi gibi çakayım... Hemen hizmetçileri çağırıp emretti.
 - Çabuk bana bir tavuk getirin... Aceleyle bir tavuk kapıp getirdi adamları... Stalin, kafaları iyice dumanlanmış adamlarının
gözleri önünde başladı canlı canlı tüylerini yolmaya tavuğun. Bütün tüyleri yolunup cascavlak kalan tavuğu odanın ortasına salıverdi, lider...
 - Şimdi izleyin bakalım nereye gidecek bu şaşkın tavuk...
Zavallı tavuk bu azaptan kaçıp kurtulayım diye aralık kapıdan dışarı canını atayım diyor, soğuktan tir tir titriyor... Masaların altına giriyor, köşeli masa ayakları canını yakıyor... Duvar
diplerine koşuyor teleksiz, tüysüz kanatları yara bere içinde kalıyor... Şömineye yaklaşıyor tüysüz derisi kavruluyor...Çaresiz, tüylerini yolan Stalin'in bacakları arasına saklanıp,  sığınıyor... O zaman Stalin, cebinden bir avuç yem çıkarıp önüne tane  tane atıveriyor yolunmuş tavuğun... Yemlenen tavuk, Stalin nereye  yönelse peşinden koşuveriyor..
 Ağızları bir karış açık kalan dostlarına bakıp, pos bıyıklarının  altından gülerek şöyle diyor Stalin:
 - Gördünüz mü, Halk dediğiniz topluluk bu tavuk gibidir.
Tüylerini  yolup al ve serbest bırak... O zaman yönetmek kolay olur...Stalin'in  sofra dostları hayretler içinde kalıp: 
- Vay anasını birader, adamdaki akıla bak, diye başlarını
 salladılar...

 Bu gerçekten olmuş mu, yoksa uydurulmuş bir öykü mü bilmem. Ancak  'Stalin'in Tavuğu' diye bir tabir var... Bu tabire uyan nice halk,  nice yönetici görmedik mi biz de şu kısacık hayatımızda... Hele de,  tüylerimiz yolundukça bilmemne partisinin bacakları arasına girip, ara sıra önümüze serpiştirdikleri yemlerin peşinden koşanlarin arttığını gördükçeee...

 

March 25

gerçekse eğer ....

 

22 TEMMUZ SEÇİMLERİNİN SONUÇLARI BİLGİSAYARDA NASIL DEĞİŞTİRİLDİ....


22 Temmuz sonuçlarını AKP'nin ve Erdoğan'ın kendisi de beklemiyordu, çünkü bu seçim sonuçlarını değiştirme sahtekarlığı onlardan habersiz yapıldı, sadece halk ve AKP bu seçim sonucuna Tarhan Erdem'in sözde anket sonuçlarıyla psikolojik olarak hazırlandı. Türkiye genelinde Türkiye toplamının %25 oyları seçimin bitmesinin ilk bir saatinde merkez bilgisayarı üzerinden tamamen AKP'ye aktarıldı ve AKP seçime %25 oyla başlarken, diğerleri sıfır oyla başladı ve sonra normal dağılıma bırakıldı.

Bu yüzden AKP'nin gerçek oyları %47 değil, % 22-%28 arasındadır. Bunun en büyük kanıtı da benim ve birkaç arkadaşımın incelediği tüm YSK sonuçlarında hiçbir sandıkta AKP oyunun %25'in altına düşmemesidir. Yani; Türkiye'nin her sandık bölgesinde dört kişiden en az birinin AKP'ye oy vermesi mümkün müdür? Özellikle Çankaya'da, Alsancak'ta ve diğer tüm Atatürkçü ve milliyetçi sandık bölgelerinde ve şehirlerinde, kasabalarında, semtlerinde, köylerinde. HAYIR mantık olarak kesinlikle mümkün değildir.

Seçimden emperyalist güçlerin istediği sonuçlar çıktı, Türkiye'nin verdiği oylar değil !

SEÇİM SONUÇLARI NASIL DEĞİŞTİRİLDİ?

Seçim sonuçlarının hızlı bir şekilde duyurulmuş olması, 22 Temmuz seçimlerinin sonuçlarına gölge düşürmek için yeterli mi? Ya da YSK'nin bu seçime kısmi bir bilgisayar sistemi ile girmiş olması? Bizce yeterli.
Özellikle gizli servislerin dünyada birçok seçime müdahale ettiği gerçeğini göz önüne alırsak ve bazı güçlere göre bazı ülkelerin kaderini insanlarının demokrasi  kandırmacası altında attıkları oylarının seçim sonucunu haklı olarak değiştirebilmesinden haksız olarak değiştirmek daha akıllıca ve daha önemli ise, ve o ülke diğer büyük bir ülkenin planlarının başaktörü olarak yeralıyorsa, sadece ve sadece bu nedenden dolayı bile yeterlidir.

İşte biz yukarıda saydığımız bu olasılıkları inceleyip şu sonuca vardık:

Gizli servislerin seçimleri etkilemeleri 1948 İtalya seçimleriyle başladı, daha sonra Türkiye'de 1954 yılında Menderes'le devam etti ve birçok ülkede yapılan ve yapılmaya çalışılanlardan sonra bugünlere gelindi. Bugün seçimlerin sonuçları değiştirmek bilgisayar ortamında daha kolaydır.
Türkiye'deki seçimde hilenin nasıl yapıldığını şu anda son aşamasında inceledik ve seçim gecesinde tahmin ettiğimiz gibi; hile yapıldığı olasılığı çok yüksektir ve bazılarının dışında bu müdahale yapılırken kimsenin ruhu da ne yazık ki duymadı. Hatta AKP'liler de hilenin nasıl olduğunu bilmedikleri için, seçimde basarılı olduklarını zannettiler.

 
Şu anda seçim sandık sonuçlarının çoğunluğunu tek tek kontrol ettik ve yüzdelerini dikkatle inceledik, bulgular tam tahmin ettiğimiz gibi; sonuçlar bilgisayarda saat 5:30'da ilk seçim sonuçlarının gelmeye başladığı zaman, il il değiştirilerek AKP seçime %25 fazla oyla  başladı, elimizde tüm sandık sonuçlarının imzalı belgeleri olsa yapılan hile hemen görülebilir. Şu ana kadar gördüğümüz durum: AKP'nin hiçbir sandıkta %25 altına düşmemesidir. Her sandıktan en az %25 AKP'ye oy çıkması mümkün müdür? Hayır, çünkü; çok partili demokrasilerde her bölgeden ayni şekilde oy çıkması matematiksel olarak milyonda bir olasılıktır ve mantıksal olarak mümkün değildir.
 
Peki bu %25'e tekabül eden yaklaşık 7- 8 milyon oy nereden ortaya çıkmıştır? Nüfus kütükleriyle seçmen kütükleri arasındaki 7 milyon farktan mı; yani muhalefet oylarının bir kısmının yok edilmesinden mi? Yoksa diğer partilerin oylarının seçimin ilk bir saatinde sıfırlanıp, AKP'ye aktarılması ve seçime diğer partiler %0 ile başlarken AKP'nin %25 ile başlaması mı?

Her ikisi de mümkün. Fakat bir gerçek var ki kesinlikle gözardı edilemez.
Seçimin ilerleyen saatlerinde oyları düşen bir partinin (AKP) %25 ile başlayıp seçimi kaybetmesi imkansızdır. İşte hile de buradadır! Hilenin şekli: Bizim başından beri tahmin ettiğimiz bu şekil, sandık seçim sonuçlarıyla bu iddiamızı tamamen güçlendirdi. Seçim sonuçları YSK merkez bilgisayarından, Cihan Haber Ajansı (Fetullah'ın) akşam 6'dan sonra ilk seçim sonuçlarını açıklamadan önce, ilk seçim sonuçlarının gelmeye başladığı saat 5:30 civarında 15- 20 dakika içinde bir görevli tarafından değiştirildi veya hack edildi ve AKP %25 oyla seçim yarışına başlarken diğerleri de % 0 oyla başladı ve saat 6:00-6:30 arası o ana kadar alınan sonuçların Türkiye'nin %50'si olduğu ilan edildi, bu ayarlamadan sonra AKP'nin oyları düşse de - diğerlerinin yükselse de AKP'nin seçimi kaybetme ihtimali yoktu ve plan AKP'nin en az 367 milletvekili çıkaracak kadar, yani Türkiye'nin en az %50 oyunu alabilecek şekilde yapıldı, oysaki ileriki saatlerde sonuçlar açıklandığından müdahale yapılamadı ve bu yüzden AKP'nin oyları düşmeye ve CHP, MHP'nin oyları yükselmeye başladı, GP ve DP'nin oyları da sıfırdan başladığından oyları yükselse bile %10 barajını aşma olanakları yoktu.

 

Mantıki ve matematiksel olarak seçim sonuçlarında ilk bir saatte Türkiye'nin %50 oyunu almayı başarmış bir parti diğer %50'lik oylar da okunduktan sonra daha da yükselmesi gerekmektedir. Fakat öyle olmadı, merkez bilgisayar sonuçlarına ilk bir saatteki müdahale seçimin sonucunu AKP lehine tamamen değiştirdi. Dikkat ettiyseniz web sitesindeki seçim sonuçlarındaki pdf. dosyalı dokumanlar Excel veya Access programından çıkma, yani ana dökümanda yapacağınız bir değişiklik otomatikman diğer tüm il ve sandık sonuçlarını değiştirebilir, sandık seçim sonuçları fotokopi (scan) yoluyla pdf dosya programı yapılmamış, bu da şüphelerimizi tamamen doğruluyor.

 

Bakınız: İzmir'de AKP'nin CHP ile aynı sayıda oy alıp 5'er milletvekili çıkarmaları olanaksızdı, fakat ilk bir saatte müdahaleden dolayı AKP'nin (%25 + gerçek değer) olarak değiştirilen oyları müdahale sonrası normal oyların gelmesiyle %30'a kadar geriledi. Yani tüm Türkiye sonuçlarına müdahale olmasa AKP'nin gerçek oyları gerçekte %22+%6 veya %8 =%28 veya %30 civarında olacaktı. CHP ve MHP ve diğer partilerin oyları gerçekte ortalamada 1,5 katlarına yakındı. CHP özellikle İzmir'de 1 milyon seçmen üzerinden oyların %60'ini alıp 5 milletvekili yerine 8-9 milletvekili çıkaracaktı ve AKP'nin İzmir'deki toplam oy oranı %13 olarak çıkacaktı.

 

 

Ayni oranı Türkiye'ye uygularsak; AKP'nin gerçek milletvekili sayısı 190, CHP'nin 190 ve MHP'nin ise 150 olacaktı. Artik eskisi gibi sandıklarda hile yapmaya gerek yok, basit bir bilgisayar müdahalesi bir ülkenin kaderini işte böyle çizebiliyor.

 
Bu konuda tek izlenecek yol; Anayasa Mahkemesi'nin huzurunda tüm imzaları kontrol edilmiş sandık seçmen kağıtlarındaki seçmen sayılarının ve sandık seçim sonuçlarının YSK elektronik kayıtlarıyla tek tek karşılaştırılması...


YSK bunu yapabilir fakat yapmıyor (hatta sandık dokümanlarının aralarından 100 adedini seçip fotokopi yoluyla ellerindeki elektronik dokümanlarla birlikte web sitesine koyabilir ve karşılaştırma bu şekilde yapılabilir, fakat bunu yapmıyorlar ve sandık sonuçlarını elektronik dokuman halinde web sitesine koyuyorlar, koymaları gereken fotokopi dosyası (pdf) halinde imzalarla birlikte gerçek sandık dokümanlarıdır elektronik dokümanlar değil). Endişelendiğimiz nokta; yakında birileri bu işin  üzerine gidebilir ve gerçek ortaya çıkar diye merkeze getirilen sandık resmi belgelerini elektronik kopyaları var mazeretiyle imha yoluna bile gidebilir...

 

March 12

mohsen yazd

iRAN ISLAM DEVRIMINI YASAYAN IRAN'LI FELSEFE OGRETMENININ KALEMINDEN 


 

 

Sevgili Turkiyedeki dostlarim ve kardeslerim,

Devrim sirasinda devrim muhafizlari tarafindan once tecavuz edilip, daha sonrada ipe gonderilen cok sevgili kiz kardesim Mehtab'in anisina...

Bu mektubu sizlere yazmamdaki neden bizim 30 sene kadar once yasadigimiz o talihsiz ve karanlik gunun Turkiye icinde yaklasiyor oldugunu gormem ve bundan daha derin olarak kalbimde hissetmem oldu. Turban yasasinin mecliste onaylandigi tarihin Iran islam devriminin oldugu gune denk gelmesi kalbimde bunun ilahi bir gucten gelen uyari fisegi oldugu hislerini uyandirdi ve bu mektubu kaleme almaya karar verdim. Biliyorum hepiniz kalbinizde karanligin otoritesini hissettiniz. Karanlik otorite gelmeden hissettirdi yaklastigini.

Iran Islam devriminden 1 hafta kadar once Turkiye'ye gecen, uzun bir sure burada yasayan ve daha sonra Kanada'ya iltica eden ve halihazirda bu ulkede felsefe ogretmenligi yapan bir Iranliyim. Ataturk'un aydinlik Turkiyesini cok seviyorum ve yuregim kan aglayarak Iran'da "O gun" gelmeden onceki olaylarin sanki bir tekrarini sinemada izliyor gibi Turkiye'de goruyorum. Yobaz karanliginda hunharca katledilen kiz kardesim anisina sizlere yalvariyorum ki, sakin olmaz demeyin! Sakin Turk Ordusu oldugu surece olamaz demeyin cunki asagida anlatacagim gibi o gun geldiginde tum
ordularin eli kolu baglanabilir. Bizim ailemiz Iran'da laik, sol goruslu ve aydin bir aile idi. Devrimden 1 ay once bize bile soyleseler idi 1 ay sonra durum bu olacak diye biz bile guler gecerdik, "delimisin?" diye sorardik belki de. Belki de derdik ki "Sah'in bu guclu ordusunu nasil yeneceklerde
Seriat karanligini getirecekler?".

Sizlere once Iran Islam devriminin nasil gelistigini kisaca anlatmak istiyorum cunki Turkiye'deki gelismelerle cok buyuk benzerlikler mevcut.

IRAN ISLAM DEVRIMINI BASARIYA GOTUREN AYAKLAR:

 

1-Buyuk kesimi fakirlesen halk dincilerin pencesine dustu. Bu halk yiyecek, giyecek gibi ufak yardimlarla onlarin safina cekildi. Beyinleri yikandi ve fakirliklerinin temelinde kirli ve dinsiz rejim oldugu benliklerine yazildi. Aclikla bogusan halk bu cehaletin pencesine kolaylikla dustu ve rejime dusmanlasti. (COK FAKIRLESEN TURK HALKINADA AYNI SEYLER YAPILIYOR)
 

 

2-Hep demokrasi ve ozgurluk dendi. Humeyni devrimi yapana kadar hep demokrasi ve ozgurluk vaad etti. Bu sekilde bir cok sol goruslu insanlarida kendi saflarina cekti. Bu insanlar devrim akabinde ipe giden ilk insanlar oldu. (TURKIYE'DE HEP DEMOKRASI VE OZGURLUK DIYORLAR)
 

 

3-Emir komuta zincirinde yapilanmis olan din adamlari halki kontrol altina aldi. (BASI ABD'DE YASAYAN MALUM TARIKAT'IN YAPILANMA BICIMI OLAN "ABI" YAPILANMASI BU EMIR KOMUTA SEKLIDIR VE DEVRIMIN EN ONEMLI AYAKLARINDAN BIRISI BU EMIR KOMUTA YAPILANMASIDIR. BU EMIR KOMUTA YAPILANMASI DEVRIMIN HALK ORDUSUDUR VE DEVRIM SIRASINDA BU EMIR KOMUTA COK KISA ZAMANDA COK BUYUK KITLELERE EGEMEN OLUR.)
 

 

4-Kargasa ve kaos ortaminda askeri Kislalar basildi. Ellerinde Kur'an ile kislalar ele gecirildi. (BU AYAGA COK DIKKAT EDELIM CUNKI DEVRIM SIRASINDA TURK SILAHLI KUVVETLERINI ELE GECIRMENIN EN ANAHTAR AYAGI BUDUR.)
 

 

Turk silahli kuvvetleri bildigim kadari ile 600-800,000 kisiden olusan bir kuvvetdir. Yanliz unutulmamasi gereken gercek bu ordunun ancak %0.1(Binde Bir) lik bir bolumu rejimin muhafizidir. Yani harb okullarinda egitim gormus subaylar ancak bu kadardir. Geri kalan %99.99 er rejim muhafizi
degildir. Onlar emirlere gore hareket eden vucut parcalaridir. Beyin olan ise az sayidaki subaylardir. Iran devriminde kargasa ve kaos ortaminda kislalari basan yobazlarin ellerinde Kur'an ile erleri gecerek direnen subay ve komutanlari katlettiler. Burada kilit nokta ellerinde Kur'an ile harekete gecen buyuk halk kitlelerine karsi erlerin silah kullanmakta zorlanacagi gercegidir. Zaten kullansalar bile cahil ve beyni yikanmis halk oyle bir kudretle kislalara saldirmistirki sonunda kislalar teslim alinmistir. O askerin actigi ates sonucu halktan cok olen olmustur ama sonucta bir noktada erler silah birakmak durumunda kalmislardir. Erin kendi basina alacagi savas insiyatifi dusmana karsidir. Ama buyuk kitleler halinde ve ellerinde kur'an larla uzerine gelen kendi halkina karsi bu kararliligi gostermesi mumkun olamaz. Yani er buna bir noktadan sonra direnmez yada direnemez. Cunki o er karsisindakinin karanlik bir devrim yapacak olan insanlar oldugunu bilecek bilincte de degildir, kaybedecegi aydinligin ne oldugunu da. Bunu bilecek olan sadece subaylardir. Ve kanlarinin son damlasina kadar savasacak olanlarda bu konuda aydinlanmis Turk subaylaridir. Ama yukarda bahsettigim uzre onlar ordunun sadece ve sadece en fazla binde birini teskil ederler. Yani devrimin asil savunucusu Turk ordusunun tumu degildir, sadece subay kademesidir ve erlerin durdugu ve etkisizlestirildigi noktada o subay kademesinin yok edilmesi kolay olacaktir. Iran'da ordu bu sekilde etkisiz hale getirilmistir. "Er dusman isgali durumunda durmaz ve etkisizlestirilemez, sonuna kadar da savasir, ama buyuk bir kudretle gelen kendi halki karsisinda durabilir."

Su asamada aldiklari bu buyuk ivme ve arkalarindaki cok buyuk gucler ile onlari normal yollardan durdurmak cok zor olacaktir. Ve bunlarin durdurulmadan hareket edecegi her gun ivme ve guclerini artiracak ve isi zorlastiracaktir. Silahli kuvvetler ne kadar erken hareket ederse o kadar iyi olur. Sonra gec olabilir. Silahli kuvvetlerin su veya bu neden ile eli kolu bagli ise ki oyle gorunuyor bu durumda silahli kuvvetler "O GUN" geldiginde kislarini nasil muhafaza edeceginin planini cok iyi yapmalidir. Cunki kilit bu noktadir. Silahli kuvvetler etkisiz hale getirelemedigi muddetce devrim basariya ulasamaz. Bu nedenle her askeri kislaya normal erlerin haricinde kislalari kaninin son damlasina kadar savunacak "OZEL CUMHURIYET DEVRIM MUHAFIZLARI BIRLIKLERI" olusturulmali ve bunlarin boyle buyuk bir halk hareketine karsi erlerden once devreye girip, erler saskinliklarini uzerlerinden atana kadar catismaya girmeleri saglanmali ve burada kazanilacak vakit ile gerideki subaylar erlerin dagilmasinin onune gecmelidir. Yani ordunun esas gucu ve govdesi olan erlerin kontrolu kesinlikle kaybedilmemelidir. Iran ordusunun boyle bir hazirligi olmadigi icin gafil avlandi.

Olusturulacak olan "OZEL CUMHURIYET DEVRIM MUHAFIZLARI BIRLIKLERI" yobazlar ile catisirken, erlerde uzerlerindeki saskinligi atacaklar ve subaylarin organizasyonu ile catismalara destek vereceklerdir.  Olusturulacak "OZEL CUMHURIYET DEVRIM MUHAFIZLARI BIRLIKLERI" cok ozel egitilmeli ve de Ataturk'e ve devrimlerine cani pahasina savunacak sekilde inanmis olmalidirlar. Aksi halde basarisizlik kacinilmazdir. Cunki en son Lubnan'da gordugumuz uzre davasina inanmis bir kac yuz Hibullah Militani dunyanin en iyi ordularindan birisi olan israil ordusunu agir zaiyatlarla yenilgiye ugratti.

Sevgili dostlar ve kardesler, elimden geldigince sizleri bilgilendirmeye calistim cunki aydinligi savunmak durumunda olan sizler Iran'in gectigi bu karanlik tuneli anlamak durumundasiniz. Iran'in bu aci tecrubesi sizlerin uyanik olmasi  icin bir sans olur umarim. Asagidaki birinci linkte Iran'in devrimin hemen oncesi goruntuleri ile hemen sonrasi goruntulerini bulacaksiniz. Orada goreceginiz uzre Iran devrim oncesi belki su anki Turkiye'den bile daha modern. Yani olmaz, olmaz demeyin. Ikinci linkte ise Devrim lideri Humeyni'ye kadinlarin siir okumasi. O linki vermemin nedeni ise o koltukta bir gun bugun ABD'de ikamet eden malum cemaatin basi olan sahsin oturabilecegi ihtimalidir. Aci ama sanki tarih tekerrrur ediyor.

http://www.youtube.com/watch?v=Gj1rSmQ5kvg
http://www.youtube.com/watch?v=rO2rf8KPacI

Benim cok sevgili kiz kardesim Mehtab anisina yapabilecegim bu kadar. Elimden geldigince sizleri bilgilendirmeye calistim. Ama sizin geride kalan, aydinlik yarinlar bekleyen kizlariniz, kardesleriniz, cocuklariniz ve Mehtab'lariniz icin yapabileceginiz  cok seyler var karanlik "O Gun" cokmeden once Ataturk Turkiyesine...  Yapabileceginiz ilk sey bu mektubu bildiginiz, tanidiginiz insanlara ulastirarak daha fazla insani uyandirmak olabilir. O aci cok buyuk aci sevgili kardesler, anlatmak istemiyorum icinizi karartmamak icin ama sevgili kardesim Mehtab keske bu dunyaya gelmemis olsa idi de "O gun" o aci sonu yasamamis olsa idi o karanlik ve pis yobaz sehvetinin pencesinde. Allah sizleri ve Ataturk Turkiyesini korusun o yobaz karanliginin sevgili kardesim Mehtab'a gosterdigi aci sondan. Anlatamiyorum onu yobazlarin nasil katlettigini, elim varmiyor yazmaya, dilim gitmiyor anlatmaya....

Mohsen Yazd
 

 

March 10

sen bir tanesin alemde marşım..

İstiklal Marşı

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak.

Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilâl!
Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celâl?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helâl...
Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklâl!

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddım var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
“Medeniyet!” dediğin tek dişi kalmış canavar?

Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma, sakın.
Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
Doğacaktır sana va’dettiği günler Hakk’ın...
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

Bastığın yerleri “toprak!” diyerek geçme, tanı:
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:
Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şüheda fışkıracak toprağı sıksan, şüheda!
Canı, cananı, bütün varımı alsın da Huda,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.

Ruhumun senden, İlâhî, şudur ancak emeli:
Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli.
Bu ezanlar ki şahadetleri dinin temeli-
Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.

O zaman vecd ile bin secde eder-varsa-taşım,
Her cerihamdan, ilâhî, boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır ruh-ı mücerret gibi yerden naşım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım.

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.
Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl:
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklâl
 

 Mehmet Akif ERSOY

kadınlarımız

Kadın var güler yüzü,
Kadın var dinlenir sözü
Kadın var anasının gözü
Hep o söyler son sözü

Kadın var dizlerini döver
Kadın var ölesiye sever
Kadın var korkma, sır ver
Ölene kadar onunla gider

Kadın var sevgi dolu
Kadın var erkeğin eli kolu
Kadın var belli olmaz sağı solu
Bazen bir yağmur, bazen dolu

Kadın var bilmez hileyi
Kadın var çeker çileyi
Kadın var unutmuş gülmeyi
Öğretmişler ona kader demeyi

Kadın var ömür törpüsü
Kadın var sevda köprüsü
Kadın var kavuşmaktır ülküsü
Yanık olur hasret türküsü

Kadın var tutar intizarı, dileği
Kadın var bükülmez bileği
Kadın var emirdir her isteği
Sever 'Hanım Ağa' denmeyi.

Ömürlü doğruyu söyler,
Kötüyü yerer, iyiyi över
Bu dünyanın temeli böyle
Böyle gelmiş böyle gider.

 a

 

betül kımızlı

Occupation
Location
Interests
esmerim ve boyum 1.74. istanbul doğumluyum.
almanya'da ikamet ediyorum.

Custom HTML

Image Hosted by ImageShack.us

Custom HTML

 
Get your own Poll!

Custom HTML

ALANIM HAKKINDA YORUM YAPANLARIN DİKKATİNE (TEKRAR YAZIYORUM) AMACIM BAYAN OLARAK ERKEKLERLE TANIŞMAK VEYA YAZIŞMAK FALAN DEĞİLDİR. HAYATIMDAN MEMNUNUM :) ÜLKEMİZ GERÇEKLERİYLE İLGİLİ BİRKAÇ NOTTA BEN EKLEMEK İSTİYORUM. SADECE LAİK CUMHURİYETİMİZ İÇİN.
Arkadaşlar! amacım ülkemin gidişatı hakkında biraz daha duyarlı olabilmek. msn de muhabbet için eklemeyin beni ilgilenmiyorum bu bir, resmini koy seni göreyim demeyin bu da iki, şekilcilerden nefret ederim haberiniz olsun. Bana insanoğlu lazım. Lütfen konuk defterine porno, chatbox ve müzik koymayın.
Please wait...
Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.

http://mursit-htp5858.spaces.live.com/guestbook

 

 

Ey İman edenler! Kendinizden olanlardan başkasını sırdaş edinmeyin. Onlar size fenalık etmekten geri durmazlar. Sizin hep sıkıntıya düşmenizi isterler. Kin ve düşmanlıkları ağızlarından belli olmaktadır. Kalplerinde gizledikleri ise daha büyüktür. Eğer düşünüyorsanız, sizlere ayetlerimizi açıklamışızdır.”

(Al-i İmran: 118)

Dünyayı boğarken, zulmün tekeli, Terâziyi tutan, eller lekeli. çatıları basmış, cehâlet seli; Olmuşuz.. bir kara vicdâna tâbî;
Ne kadar da sabırlısın.. Ya Rabbî...
 
Mal senin..mülk senin..buyuran sensin, Hükmünü, apaçık duyuran sensin, Yaratan.. yaşatan.. doyuran sensin, Yine de kulların, şeytana tâbî;
Ne kadar da sabırlısın..Yâ Rabbî...
 hayırlı cumalarınız olsun 

RABBİM YAR VE YARDIMCIMIZ OLSUN

6 days ago
YiShi Houwrote:
hello红玫瑰
June 11
muratwrote:
 
Gidiyormusun, ağlama kelebeğim. Görmesin kimse gözyaşlarını
Bakma yüzüme öyle, kıyamam, dayanamam, uç hadi..
 Rüzgar dokunmasın kanadına, yağmurlar soldurmasın rengini,
Değmesin soğuk, o sıcak yüreğine. bekleme git.
 Batıyor işte güneş,bitiyor ömrün de yavaş yavaş. şimdi git.
Dönüpte bakma arkana, uç tükenene kadar.
 Son kez gülümse bana öyle git, son bir kez daha bak gözlerime,
Gülümse..yalancı bahara inat..uç hadi, git hadi kelebeğim..


I LOVE YOU
 GÜZEL BİR GÜN DİLİYORUM
HERŞEY GÖNLÜNÜZCE OLSUN
I VISH YOU A GREAD WEEK
LOVE AND KİSSES
 
MURAT EGE
May 23


Rødt hjerteiYi GECELER TATLI RÚYALAR CANIM ARKADASiMRødt hjerte
Rødt hjerteGOODNIGHT AND SWEET DREAMS MY DEAR FRIENDRødt hjerte
May 19
Sokol'wrote:
May 15
Louis Renardwrote:
13z8z77.gif picture by lewisfox_bucket
 
2pu0awm-1.gif picture by lewisfox_bucket
 
902968.gif picture by lewisfox_bucket
 
 
 
2pu0awm-1.gif picture by lewisfox_bucket
 
 

 

http://www.youtube.com/watch?v=lGNJJkhAzXY

2pu0awm-1.gif picture by lewisfox_bucket

 

http://www.youtube.com/watch?v=TtV3lx4eT5w

 

f82qy61q.gif picture by lewisfox_bucket

May 9
muratwrote:
***SEVGİNİN GÜCÜ***
Glitter_184645e32f-1.gif picture by realsangrealGlitter_184645e32f-1.gif picture by realsangreal

 

 

 
click to comment
SEVMEK
Image and video hosting by TinyPic
 
tcclncc4.gif A lady in red picture by Mabelyte

 İSTEMEK..  

Image and video hosting by TinyPic

HAYAL ETMEK
http://img135.imageshack.us/img135/2491/6bkpkmbt.gif
GIF
xairetai LOVE's Photo on IMEEM
İNANMAKTIR
Image and video hosting by TinyPic
SEVMEK..
İSTEMEK..
HAYAL ETMEK..
İNANMAK..
**************
OLMAYACAK ŞEY YOKTUR..
EĞER Kİ; GERÇEKTEN..
BU DUYGULARA SAHİPSENİZ..
******************************
TIPKI PAPATYA İLE..
NERGİS ÇİÇEĞİNİN
BİRBİRLERİNİ ÇOK SEVDİKLERİ GİBİ..
 
Image and video hosting by TinyPic
I LOVE YOU
GÜZEL BİR GÜN DİLİYORUM
HRŞEY GÖNLÜNÜZCE OLSUN
I VISH YOU A GREAD WEEK
LOVE AND KİSSES

Apr. 28
Erkan Dincelwrote:

Photobucket

içimde bir yerlerdesin uzansam
tam şuracıkta,
çok yakın bır mesafedesin
bazede bır o kadar da uzağımdasın
gözümün alamayacağı kadar uzaktasın
benim için öyle derisin ki
sensiz olmayı mı? asla kabullememem ki
dokunmalıyım
gözlerine derin derin bakıpta kaybolmalıyım
teninin  kokusunu daima duymalıyım
bana dokunmalısın hissetmeliyim

 Photobucket
sesin,o sesin hep kulağımda olmalı duymalıyım
ben sana sadece bir bakışlık uzak olmalıyım
baktığım her yerde
duyduğum her şeyde
söylediğim her sözde
sen olmalısın
yoksa sensizliğe asla katlanamam
sen benim ruhumsun
yaşamama tek sebepsin
sen benim en derin yanım sevdiğimsin

Photobucket

 Photobucket

«♥»-(¯`_€FS@N€_´¯)-«♥» 

Apr. 24
muratwrote:

 

ÖzLeDiM

Sen gittin ya yaşantımın bir anlamı kalmadı


Sen gittin ya pencereme bir kez güneş doğmadı


Sen gittin ya senden sonra mutluluğum olmadı


Senle geçen günlerimin değerini bilmedim

 

Özledim teninin kokusunu özledim


Özledim sımsıcak nefesini özledim


Özledim sohbetini, o sesini özledim


Gelmedin göz bebeğim, can yoldaşım gelmedin

 

Sen gittin ya gözlerimde yaşlar bir an dinmedi


Sen gittin ya ellerimden resmin bir an düşmedi


Sen gittin ya o gün bugün inan yüzüm gülmedi


Senle geçen günlerimin değerini bilmedim

Red.gif picture by erato12 Red.gif picture by erato12

 

                  

              

***SENİ, SESİNİ, SIMSICAK BAKIŞLARINI ÖZLEDİM***
 
 
Apr. 24
Arkadasim cok ziyaretcin var, sen yasamis oldugun yeri silsen arkadaslara bu kadar etkileyici gelmez, sanki davetiye cikariyormus gibi, özür dilerim ama bana öyle geldi, 23 Nisan cocuk bayraminizi kutlarim, Allaha emanet olun, hoccakal.
Apr. 22
muratwrote:
  ikiKalbHareketli.gif picture by angelocf0ghl.gif picture by Antoinette_MariaikiKalbHareketli.gif picture by angelocf YAŞAMAK GÜZEL ŞEYikiKalbHareketli.gif picture by angelocf0ghl.gif picture by Antoinette_MariaikiKalbHareketli.gif picture by angelocf
  click to commentclick to commentclick to commentclick to comment
Romantic Comments
    
 
 
Hostingpics
**Agnieszka`s sweet world" ...'s Photo on IMEEM
 
     ikiKalbHareketli.gif picture by angelocf0ghl.gif picture by Antoinette_MariaikiKalbHareketli.gif picture by angelocf  click to commentclick to commentclick to commentclick to comment     ikiKalbHareketli.gif picture by angelocf0ghl.gif picture by Antoinette_MariaikiKalbHareketli.gif picture by angelocf
Glitter_184645e32f-1.gif picture by realsangrealGlitter_184645e32f-1.gif picture by realsangreal

 

 

I LOVE YOU
GÜZEL BİR GÜN DİLİYORUM
HRŞEY GÖNLÜNÜZCE OLSUN
I VISH YOU A GREAD WEEK
LOVE AND KİSSES

Apr. 21
Erkan Dincelwrote:
 
 

 

 

 Ya Rab,
Bizleri bir Cuma''ya daha erişebilenlerden eyle!
Bizleri doğrudan yana
Ve de doğruyu yaşatabilenlerden kıl

«♥»-(¯`_€FS@N€_´¯)-«♥»

Apr. 10
muratwrote:
Kırmızı kalp****SEVMEK***Kırmızı kalp
  
Image and video hosting by TinyPic
BÜYÜK, AĞDALI, ABARTILI SÖZLER DEĞİL
KÜÇÜK, BASİT VE İÇTEN GELEN İFADELERDİR...
Image and video hosting by TinyPic
0e287295719b4e37bc383d2a8e10a2f3_we.jpg touch picture by rainbowtinkerbell
SENİ SEVİYORUM
Image and video hosting by TinyPic
SENİ SEVİYORUM
 
Image and video hosting by TinyPic
SENİ SEVİYORUM
 
Image and video hosting by TinyPic
SENİ SEVİYORUM
 
Image and video hosting by TinyPic
 
SENİ SEVİYORUM
 
Image and video hosting by TinyPic
SENİ SEVİYORUM
 
Image and video hosting by TinyPic
 
SÖYLE BİR DAHA SEVDİĞİNİ..
 
Image and video hosting by TinyPic
O GÜZEL BÜYÜ BOZULMASIN
 
Image and video hosting by TinyPic
BİR KAHVE İÇERMİSİN, YORGUNMUSUN ?
SENİN İÇİN YAPABİLECEĞİM BİR ŞEY VARMI.?
BİR TELEFONLA ARAMAK, BİR MEKTUP,
KÜÇÜK BİR SÜRPRİZ, İÇTENLİKLE BİR DAVET,
BİRLİKTE YÜRÜYEBİLMEKTİR..
 
SEVMEK..ORADA SADECE BULUNMAK DEĞİL,
TÜM BENLİĞİ İLE OLMAKTIR.
'' SENİ SEVİYORUM ''
DEMEK İÇİN MUTLAKA 
ORADAN GİTMESİNİ BEKLEMEMEKTİR..
TIPKI TREN HAREKET ETTİKTEN SONRA
BİR DAKİKA BEKLERMİSİN.??
DEMEK LÜKSÜMÜZ OLMAYANDIR
''SENİ SEVİYORUM'' DEMEK....
Image and video hosting by TinyPic
I LOVE YOU
GÜZEL BİR GÜN DİLİYORUM
HRŞEY GÖNLÜNÜZCE OLSUN
I VISH YOU A GREAD WEEK
LOVE AND KİSSES.
Apr. 10
hayaller 41wrote:
Apr. 9
muratwrote:
***SEVGİNİN GÜCÜ***
Image and video hosting by TinyPic
click to comment
SEVMEK
Image and video hosting by TinyPic