betül's profileEn güzeli benim, var mı ...PhotosBlogListsMore ![]() | Help |
En güzeli benim, var mı itirazı olan?insan olun insan, etrafta yeterince aşağılık var. |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
March 18 TAHA AKSOY İÇİN NE DEMİŞLERİzmir'den AKP'ye tokat gibi mektup Sevgili Taha Aksoy; Göndermiş olduğunuz mektubunuzu dün itibariyle posta kutumdan almış bulunuyorum.
"Özgürce yaşamaktır İzmir" dizesi ile başlayan ve "Asaleti, nazı, edası kadınlarında gizli... Değişilmez şehirdir, İzmir" dizeleri ile sona eren şiiri beğeni ile okudum.
Altında herhangi bir şairin imzası olmadığı için bu güzel mısraların size ait olabileceğini düşündüm.
Kaleminize sağlık, ne güzel anlatmışsınız... Mektubunuzu okuduktan sonra uzun uzun düşündüm.
Demişsiniz ya "değişilmez şehirdir İzmir" diye, sonuna kadar katılıyorum, ancak eklemek istediğim bir şey daha var, aynı zamanda değiştirilemez şehirdir İzmir...
Beyefendi tavrınızı takdir etmiyor değilim, ancak bir bağımsız aday edası ile gerçekleştirdiğiniz söylemlerinizi anlayamıyorum. Adayı olduğunuz AKP'nin yaptıklarını ve yaptırımlarını biz İzmir kadınlarına nasıl unutturacaksı nız, merak ediyorum.
Biz İzmir kadınları düşkünüzdür özgürlüğümüze.
Türkiye ortalamasının üzerinde ekonomik özgürlüğümüz vardır.
Kariyer sahibiyizdir, başarıya odaklıyızdır. Oysa AKP'nin sosyal güvenlik ve iş yasalarındaki düzenlemelerine baktığımızda kadını iş yaşamından koparmaya yönelik olduğu aşikardır. İş Kanunu ve bazı kanunlarda değişiklik yapan yeni yasayla, çalışan kadınların önüne engeller koyarak onları ev yaşamına mahkum bırakmaya çalıştıklarını nasıl unutabiliriz ki?Genel başkanınızın her gittiği yerde "üç çocuk yapın" mesajları partinizin kadına bakışını özetler halde.
"Mustafa Kemal Atatürk'ün hem İzmir'e hem de kadınlara verdiği değer çıkacaktır karşınıza..." diyorsunuz. Kuşkusuz bu doğrudur. Ancak unutmayalım ki Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet Türkiyesi'nin temel taşlarından biridir laiklik. Ve bizim için tartışılması dahi mümkün değildir. Oysa belediye başkan adayı olduğunuz AKP, Anayasa Mahkemesi'nin 11 üyesinden 10'u tarafından laiklik karşıtı eylemlerin odağı olarak tescillenmemiş midir?
"İçine düşürüldüğü durumdan yakınmadan ayakta kalmaya çalışan güzel İzmir'i ışıltılı günlere kavuşturmak; ekonomi, bilim ve kültürün kalbi haline getirmek İzmir'e olan borcumuzdur. .." diyorsunuz.. . Doğrudur. AKP Hükümeti'nin adeta üvey evlat muamelesi yaptığı, İzmirli'den aldığı vergileri yatırım olarak geri yollamadığı apaçık ortadır. Bu durumda bizlere hükümetin borcu vardır. Ancak bu borcu ödemeleri için illa AKP'ye mi oy vermemiz gerekmektedir? Bu bir üstü kapalı tehdit midir?
Mazur görün, ben anlayamadım.. .
Biz İzmir kadınları güzelliğimizden öte zekamızla anılmayı tercih ederiz. Ve zekanın en önemli unsurlarından biridir hatırlamak... Şimdi kısa bir yakın geçmiş yolculuğuna çıktığımda AKP Genel Başkanınız ile ilgili hatırladıklarım şunlardır; "Ananı da al git...
Askerlik yan gelip yatma yeri değildir...
Türkiye terörle yaşamaya alışmak zorundadır...
Hem Müslüman hem laik olunmaz. Ya Müslüman olacaksın ya laik...
Referansım İslam'dır...
İki koyun gütmeyenler liderlik yapamazlar.. .
İş bırakma eylemeleri zulümdür,
Kriz teğet geçti... "
Ve daha onlarcası. Nasıl unutacağız tüm bu sözleri?
Sevgili Taha Aksoy; fakirin her gün fakirleştiği İslami kodamanların kendilerine ve çeşitli modellerle yapılmış türbanlı eşlerine aldıkları siyah büyük arabaları gördüğümde sinirleniyorum.
Küçük esnafın besmelesiyle açtığı kepengini siftahsız kapadıklarını duyduğumda içim sızlıyor.
Mahalle aralarında bir oy için dağıtılan erzaklarla açlık üzerinden siyaset yapıldığına tanık olup kahroluyorum. Gemiciklere eklenen pırlanta şirketlerini ve bunlara sağlanan imtiyazları işittiğimde tepemin tası atıyor.
Her gün yeni bir arkadaşımın işten atıldığı haberi geldiğinde ailelerini nasıl geçindirecekler kaygısı ile uykularım kaçıyor.
Soykırım suçlusu Ömer El Beşir'in Atatürk'ün masasında yemek yediğini öğrendiğimde midem bulanıyor.
Krizin bizi dibe çektiği şu günlerde memleket meselelerini bir kenara bırakıp meydanlarda vekilleriyle beraber laf yarıştırma telaşına kapılan bir başbakanı gördüğümde ise neden AKP'ye oy vermemem gerektiğini bir kez daha hatırlıyorum.
Tüm bunların dışında kocaman bir soru işareti var kafamda; laiklik karşıtı onca söylemi ve eylemi olan, demokrasiyi kendi kafasına göre yeniden tanımlayan, yazarlara çizerlere açtığı rekor sayıda davanın altına davacı olarak imza atan, kadını ikinci sınıf vatandaş haline getirmeye çalışan, insanlarını bizler ve onlar diye ikiye ayıran bir lidere sahip partiden, gerçek bir İzmirli neden ve nasıl aday olur?
İşte ben bunu anlayamıyorum.
SEVGİ VE SAYGILARIMLA...
A.B.K March 04 Hıncal ULUÇ'tan> Hıncal Uluç'un, Gün Atatürkçülerin günüdür! > Başlıklı yazısı şöyle: > "Atatürkçüler!.. Atatürk Cumhuriyetinin > sahipleri.. Laik, çağdaş, batılı, demokrat > Türkiye Cumhuriyeti'ne inanan insanlar.. > Eğer bugün susarsanız, bugün sinerseniz, bugün > koparılan gürültüler, toz duman edilen ortamda Atatürk > ve Cumhuriyeti'nden şüphe ederseniz hele, biteriz. > Atatürk biter. Atatürk Cumhuriyeti biter.. > Yıllar önce İkinci Cumhuriyet sulandırmasıyla ortaya > çıkıp, aslında Ortadoğu ve Orta Asya'ya göz > dikmiş Amerika'nın ihtiyaç duyduğu tampon, uydu > "Ilımlı İslam" devletine döneriz. > O zaman yeni bir Atatürk de bekleyemeyiz. Çünkü > Atatürkler tarihte kolay yetişmiyor.. En azılı > düşmanı Lloyd George'un dediği gibi, yüzyılda bir > geliyorlar dünyaya.. Geçen yüzyıl bize nasip olmuştu. > İki yüz yıl üst üste şansın bize dönmesini > ummayın.. > Bakın, Ortadoğu ve Orta Asya siyasetini tamamen bir > Ilımlı İslam Türkiye'ye bağlamış Amerika'nın > niyetleri nasıl açık!.. > Ne diyor gayri resmi sözcüleri Newsweek dergileri.. > Türkiye'de iki derin devlet var. Biri temiz.. Onlar > Atatürk Cumhuriyetçisi laikler.. Kimler?.. Ordu.. Yargı.. > Üniversiteler. Yani tüm dinamik güçler ve tüm Atatürk > bekçileri.. Bunlara dil uzatamıyor. Ne diyor.. > Bir de Kirli derin devlet var.. Temiz derin devlet > varlığını devam ettirebilmek için kirliye muhtaç. Yani > eninde sonunda o da bulaşık.. O da kirli.. > ..Ve baklayı ağzından çıkarıyor.. > "Ey Türk milleti.. Bu derin devletten kurtulmak için > tek yol var önünde.. Mart ayındaki seçimlerde oyunu > AKP'ye ver. Yüzde 47'den daha fazla ver ki, onlar > iyice coşsun, ötekiler iyice pıssınlar.." > Yani, Deniz Baykal'ın göstermelik, Devlet > Bahçeli'nin "Yavru" muhalefetine bile > tahammül edemiyorlar, görünüşte. > Aslında Amerika'nın sorunu muhalefet değil. Bir > Kemal Derviş müdahalesiyle işi nasıl başarıp, > darmadağın ettikleri tüm öteki partiler yanında > iktidarı AKP'ye nasıl altın tepside sunduklarını > bilmeyen var mı?. > Amerika'nın sıkıntısı Atatürk'ün ve > ilkelerinin yılmaz bekçisi Ordu.. O orda, öyle dimdik > durdukça, cumhuriyetin laik ilkelerinden ödün vermek, > Ilımlı İslam devleti kurmak mümkün olmayacak.. > O zaman hedef ne?.. > Ordu!.. > Türkiye'nin derin devleti var da Amerika'nın yok > mu?.. Onlar salmazlar mı kendi derin devletlerini Türk > Ordusunun üzerine.. O ordu yıpratılır, o ordunun Türk > halkı nezdindeki başından beri açık ara süren "1 > numaralı güvenilen kurum" niteliğine gölge, şüphe > düşürülürse iş kolaylamaz mı?.. > Oynanan oyun bu.. > Bu ülkede her iktidar, polisi ele geçirebilir.. Ama > Menderes dahil, Ordu'yu ele geçirebilen çıkmadı. > Çıkmaz. O Harpokulu orda durdukça çıkmaz. > Bugün polis ne durumda biliyor musunuz?. > Tarikatlar ne kadar sızmışlar haberiniz var mı?. > Bugün Ordu'yu yıpratan her olayın içinde ve > başında polisin olması tesadüf mü?. > Polis, yargının, yani savcıların, mahkemelerin > isteğiyle mi hareket ediyor, yoksa iktidarın emir kulu > mu?. > Polisin o gün nereleri basacağını polisten evvel devlet > televizyonunun bilmesini neye bağlıyorsunuz mesela.. > Çok kritik bir Ordu mensubunun evi basılır, güya çok > önemli belgeler ele geçirilirken, savcılara haber > verilmeyişi, polisin eve gelip yalnız başına 3 saat > çalışması ve bilgisayarı yedekleme yapmadan alıp > gitmesi tesadüf mü?. > İçinden çeşitli silahlar çıkan kazı yapılırken, > polisin tüm özel yayın kuru mlarına engel olup, sadece > TRT kameramanı eşliğinde çalışması hep masum > tesadüf, ya da talihsizlikler mi?. > Ordu'dan şüpheyi pompalayan satılık kalemler, hem > de bu kadar temel yanlışı yapan polisi niye > eleştirmiyorlar sizce?. > Geçen gün, bulunan silahlarla ilgili, 1965 yılında > askeri okulda bize verdikleri dersi özetledim. İşgal > altındaki ülkede, işgalcilerle gerilla savaşı yapmak > için, barışta gömülen, saklanan silahları anlattım. > Bir emekli General dedi ki.. > "Yazdıkların doğru.. Bak sana söylüyorum. Bugün > bulunan tüm silah ve cephanenin devlete kayıtlı olduğunu > asker de, polis de biliyor. Asker görev bilinci içinde > sırlarını açıklamaz. Susuyor. Polis bunu biliyor ve > kullanıyor.. Asker hızla yıpranıyor.." > Ergenekon adı altında kopan tüm gürültünün baş > hedefi, Atatürkçüler ve de özellikle Atatürk'ün > ordusu.. > İşte onun için diyorum.. > Gün susma, sinme, geri adım atma, "Hele bir > bekleyelim" deme günü değil.. > Onlar organize.. yüzlerce> küfür, tehdit maili yağıyor. Bir yerden işaret almış > gibi.. > Bütün gazete yöneticileri, bütün köşe yazarları bu > baskının altında.. > Atatürk'e söven yazılar son günlerde nasıl azdı, > nasıl yoğunlaştı?.. > Çünkü onlara da alkış yağıyor her sövmelerinde, > ayni merkezlerden.. Coşuyorlar. > Atatürk Cumhuriyetçileri.. > Atatürk'ün Cumhuriyeti emanet ettiği gençler.. > Korkmayın .. Sinmeyin.. Susmayın.. Bilgisayarlar > kilitlensin haykırmanızla.. > Atatürk'ün kurumları, onlara sahiplendiğinizi > görsün, hissetsin, yaşasınlar.. > Bu ülke bizim.. Bu cumhuriyet bizim.. Atatürk bizim.. > Biz yaşadıkça.. Korkmadıkça, sinmedikçe, palavraya > pabuç bırakmadıkça.." December 04 film film dedikleri !!!Bekir Coşkun'dan arşivlere girecek bir yazı.. 'Mustafa' filmi tartışmaları sürerken, Bekir Coşkun'dan konuya iişkin harika bir yazı geldi. Bakın Coşkun Atatürk ve İsmet Paşa'yı nasıl konuşturdu! Atatürk 'Mustafa'yı görse... DİYELİM ki Atatürk beyaz atının üzerinde çıkageldi, yanında İsmet Paşa, komutanları, yaverler... Aşağıda Cumhuriyet Bayramı ve herkes "Mustafa"yı seyretmek için kuyruklarda. Atatürk, İsmet Paşa'nın kulağına eğilerek: "Şu arkada, elinde bazuka gibi boru olan, topçu neferi midir?.." İsmet Paşa: "Hayır Gazi Hazretleri, o Can Dündar, muharrir... Elindeki kamera aleti, hususiyeti sinema çeker..." "Niye atlarımızın kıçını çekiyor?.." "Buna 'insani boyut belgeseli' diyorlar..." Ata: "İlke ve inkılaplar yönü ile de belgesel imal ederler mi bu fikriyatta olanlar?.." "Sponsor lazım..." "Sponsor bir nevi milli şuur gibi bir şey midir?.." İsmet Paşa: "Hayır Gazi Hazretleri, parayı veren... Parayı kim veriyorsa, şuur o cihette nüks etmektedir.. ." Atatürk: "Pekiiii... Aziz milletimiz sinemaya girip, aziz askerlerimizin cephelerde elde ettikleri muazzam zaferleri vefa hissiyatları içinde mi seyretmekte? .." İsmet Paşa: "İnsani yön belgeseli hesabıyla bakmaktadırlar, gece karanlıkta önderimiz ne yapmakta..." Ata: "O karanlık gecelerde uykusuz kalıp bir hür vatan yaratma sancılarımın acısını anlamışlar demek ki..." İsmet Paşa fısıldayarak: "Hayır, bir oturuşta büyük rakı içtiğiniz, gece karanlıktan korktuğunuz ima edilmekte..." Atatürk hüzünle: "Buna asıl aydınlıktan korkan hilafetçiler sevinecekler. .. Onlar hálá dergáhlarında oturuyorlar mı İsmet?..." İsmet Paşa: "Hayır Gazi Hazretleri, devletin tepesinde oturuyorlar. .." "Peki, Cumhuriyet Bayramı diye neyi kutlamaktadır bu millet..." İsmet Paşa: "Cumhuriyetten geri kalanını..." Atatürk, atını çevirir: "Gidelim Paşa..." November 03 ÜZMEZ HA!-BU ÜZMEZ DENEN UTANMAZ ADAMI TAHLİYE EDEN CUMHURİYETİN YARGIÇLARINA
-ONA DÜZMECE RAPOR VEREN CUMHURİYET ADLİ TIP KURUMUNUN UZMANLARINA
-ONU KORUYUP KOLLAYANLARA
-ONA YAZI YAZDIRANLARA
-ARKA ÇIKANLARA VE SUSANLARA
-ADALET, SAĞLIK,KADIN VE AİLEDEN SORUMLU DEVLET BAKANINA
-BU OLAY OLMAMIŞ GİBİ DAVRANAN ÜLKE YÖNETİCİLERİNE
-DÜNYAYI AYAĞA KALDIRMAYAN KADIN HAKLARI SAVUNUCULARINA
-BİR KEZ DEĞİL BİNLERCE KEZ YAZIKLAR OLSUN.
-ALINTI- titremek yada tasmaTürk Milleti artık Türk'ün Milleti değil!! Yürüyüş Dergisi dağıtırken tutuklanan kişi işkence gördüğü için ölüverince Adalete boş boş bakan Mehmet Ali Şahin özür diledi diye ortalık alkıştan, takdirden, iltifattan yıkılıyor... Kendi adamları yapsa neyse ne, yalakalık der geçersin... Ama bu şakşakcılık her yere sıçradı.. Ne o, ister manevi ister maddi işkenceye engel olması gereken adama, diğer işkenceleri görmezden gelerek tek bir olay yüzünden özür diledi "aferin" diyecekmişiz! !!
Ne oluyor yahu, KUDDİSİ OKKIR'ı, onun o kara gözlerinde sönen ışığı ne çabuk UNUTUVERDİNİZ? Mehmet Ali Şahin'e aferin derken hiç mi UTANMANIZ KALMADI? Ne olduğu belli olmayan deli saçması suçlamalarla ve adalete tamamen aykırı şekilde içeride tutularak onulmaz dert sahibi edilen Okkır başka bir zamanda, başka bir hükümet döneminde, başka Adalet Bakanı varken mi hayata gözlerini yumdu? AKP desteğiyle yürütülen "Ergenekon" davasını yürüten savcı hakkında soruşturma açılmasına engel olan bu Mehmet Ali Şahin ve AKP değil miydi?
Peki onca uyarıya, başvuruya karşın AKP savcısının inadı ve intikam duygularıyla tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakmaya yanaşmadığı, bölücü terör örgütü PKK ile mücadeleye yıllarını vermiş Org.ŞENER ERUYGUR durduk yere mi hastahane köşelerinde yaşam savaşı veriyor? Paşayı sapasağlam teslim almamış mıydı F tipi polis teşkilatı?
Araştırmacı gazetecilik yapan banka emeklisi ASUMAN ÖZDEMİR, apık sapık iddilarlara suçlanarak sağlıklı girdiği tutukevinden aylar sonra vücudu da kilolarca suyla, ölmesine ramak kalmışken kerhen bırakılıvermedi mi?
Abdullah Gül-Recep Tayyip Erdoğan'ın seceresini bir bir döken ve devlet sırrını açığa çıkartmakla suçlanan ERGUN POYRAZ gibi birçok kişi de sağlık sorunları bulunduğu halde halen cezaevinde neden suçlandıklarını bilmeden tutulmuyorlar mı?
AKP basını aracılığıyla bu insanların kişilik hakları hergün mutlaka ihlal edilmiyor mu, onurları, şerefleri rencide edilip işin içine Türklerin "kutsal" saydığı aileleri de karıştırılmıyor mu?
Neymiş Mehmet Ali Şahin bölücülere-teröre destek veren bir dergiyi dağıtırken tutuklanan ve gördüğü işkence(!) sonucu ölen kişi için hem devlet hem hükümeti adına özür dilemişmiş!! ! Bravoymuş!
Kardeşim, ne çabuk değiştirilip, dönüştürüldünüz? Gerizekalı mısınız, ebleh misiniz? Atatürk, Laik Cumhuriyet düşmanı, bölücü PKK ve Ermeni destekçisi, besleyicisi Avrupa'nın "İnsan Hakları Mahkemesi "(AİHM), gözaltında kötü muamele iddiasıyla açılan bir davada Türkiye'yi suçlu bulup, tazminat ödemesine daha 2 gün önce karar vermedi mi ?
İçimizde ne kadar vatan haini, rejim düşmanı işbirlikçiyi "insandan" sayan, geri kalanı yok etmeye uğraşanların amaçlarının ne olduğunu bilmiyor musunuz?
O halde, AB-D uşaklığı yapan AKP'nin bir elemanı bölücü faaliyetlere destek veren bir grup üyesi tutukluyken işkenceden öldürüldüğü iddiası yüzünden özür diledi diye nesini alkışlıyorsunuz?
Dişli-Deniz Feneri, Ali Dibo soygunları, ihale yolsuzlukları kurnaz AKP'nin puan almak için, orta oyunu düzeyindeki özüre olan alkışlarınızın gürültüsüne boğuldu gitti, onca ihaneti çarçabuk unutuverdiniz!
Sizler bir yandan AKP'li Şahin'e avuçlarınız patlayana kadar alkış tutarken, bir yandan da "atıl kurt" emrine itaat edip hiç saldırılmaması gereken yerlere saldırıyorsunuz!
Reformunu, rönesansını, sanayi devrimini yüzyıllar önce yapmış, toplumsal refahını çoktaaan sağlamış, geçmişteki hırslarını hangi zaman olursa olsun uygulamak için her yolu mübah sayan, kendilerini efendi Dünya'nın geri kalanını parya olarak gören, içlerindeki terör örgütleri bile can kaybına sebep olmayacak eylemler yapan Avrupa'ya kendimizi uyduracağız denerek askerin de milletin de kanunlarından tutun genlerine varana kadar oynayanların ellerinde, şehitlerimizin ve "az daha darbe yapacaklardı" hurafeleri yayarak yarattıkları Ergenekon ucubesiyle 1.5 yıldır süren işkence gerçeği ile Kuddusi Okkırın kanı varken bu özürle temizlendi mi adalet?
Alkışladığınız bu özürle artık Türkiye'de her şey iyi olacak mı sanıyorsunuz?
Savunması içten çürütülerek, varlık ve bütünlüğünü korumakla görevli kurumu acizmiş, zaaflara yenilmiş, güvenilmezmiş gibi gösterilen toplumlara devlet denebilir mi?
Görmüyor musunuz, Türkü, Türk Milleti'ni, Türk Milleti'nin varlığını sürdürmesi için Türk Milleti'nin evlatları tarafından kurulan Türk Ordusu'nu silindirle ezip geçiyorlar?
Ergenekon diyorlar, golf diyorlar, TSK siyasete karışmasın diyorlar, mazlum ayağına yatabilmek için ortada fol yok yumurta yokken "darbe yapılacak" feveranı ediyorlar!
Kıçımda çıban var diye askerlikten yırtan, yırtamazsa bastırıp parayı kaçan, 3 gün kışlada yatıp kalktı diye kendisini en müthiş-uzman komutan sananlar terörle mücadele için akıl vermeye kalkıyorlar.. .
Söyledikleri de belli, sanki terör örgütü bir devletin ordusuymuş gibi "karşılıklı silah bırakışmasından" söz ediyorlar.. O zaman kan duracakmışmış!
Sanki TSK gidebileceği halde gitmiyormuş gibi gösterilerek, "Niye Irak'a girmiyor ordu" diyen bile var!
Madem öyleydi sen Irakta konuçlanmış ABD'ye göbekten bağlı, tezkereni de Anayasa'nı da ABD'ye danışan AKP'yi seçmeseydin! Şehidine kelle, terörist elebaşına "sayın" diyeni, diplomatik notayı "müzik notası" sanan, kendisini İstanbul'dan sonra Türk Devleti'nin imamı sanan müridi başbakan yaptıysan, TSK'nın elinden ne gelir ?
Bu basitersiz ve dışabağımlı hükümet yüzünden, onların teröristlere destek verenlerle halvet olmaları yüzünden sanki son 5 yıldır hiç şehit vermemişiz gibi Bayrak Tepe'de verdiğimiz 17 şehidi sömürü aracına çevirdiler! Ülkeyi bölüp parçalamak için Mehmetçiğin bedenini silah gibi kullanıyorlar!
Avrupa uyum yasalarına uyuyoruz ayağına yapayalnız bırakılan TSK ve Genelkurmayın Terörü yok etmek için verdiği mücadelesini nizami savaş gibi göstererek, PKK'yı yasal zemine taşımaya kalkışıyorlar!
Madem verdiğimiz insan kaybı çok büyüktü de AKP'nin Ankara'ya bile uğramadan Diyarbakır'a yalın ayak başı kabak koşturan, Erbilde yuvalanan teröristleri kafile kafile ziyaret eden Avrupalı, ABD'li insan hakları-demokrasi çığırtkanı kankaları hani nerede?
Bu akıllara zarar zırvaları getirip önümüze koyanların mücadelenin asimetrik bir savaş olduğundan haberi yok mu yoksa haberdar olmak işlerine mi gelmiyor! Dünya'nın bütün askeri çevrelerinin istatiksel bilgiler ışığında kabul edip onayladığı terörle mücadelede de kurallar vardır... 8 askere karşılık 1 terörist imha edilebiliyorsa bu başarıdır!
Ama Türkiye'de ne oluyor? Sözde Milliyetçi ve vatanseverler koro halinde TSK'ya saldırıyor...
Niye?
Çünkü, AB-D tarafından donatılmış silahlarıyla saldıran teröristlerin bir kolu da basın yoluyla psikolojik terör estiriyor!
Bakın paçavralara gazete diye bastıkları, ABD besleği, F tipi yayınlarla Türkiye Cumhuriyeti' ni Türk Milleti'ni yok etmeye yönelik saldırıları papağan gibi tekrarlamaya başladınız!
TSK'nın en üst kademesinin yaptığı açıklamalara kıymet vermez oldunuz!
Kıymetli Genelkurmay Başkanımız Sayın İlker Başbuğ, altını çize çize "PKK'nın saldırıları başarılıymış gibi gösterilemez" derken yerden göğe kadar haklı.. Çünkü AKP tarafından eli kolu bağlandığı halde, rejimi yıkma amaçlı türbanın üzerine geçirilmiş demokrasi külahına aldanarak "özgürlük" çığlıkları ata ata kendi askerine dahi çelme takan millet olduğu halde, TSK sayesinde leş üstüne leş veren bu çapulcuların gösterilebilecek hiç bir başarısı yok!
Hainler başarıyı, sözde insan hakları savunuculuğu maskesiyle, sözde inançlı insan maskesiyle, ABD'den icazetle devşirilmiş yönetim olarak içimize sızdırdıkları etki ajanlarının açtığı psikolojik savaşta sağlıyor!
Misak-ı Milli sınırlarını çizen, ümmeti ulus devlet haline getirerek VATANDAŞ olma onuruna eriştiren Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün koltuğuna oturan devşirme takunyalı koştura koştura Ermenistan diye adlandırılan ne idüğü belirsiz topraklara, ASALA adlı örgütüyle diplomatlarımı zı katledenlerin, AB-D'yi arkasına alarak Türk Milleti'ni yalanlarla iftiralarla karalayanları n ayağına gidiyor!
Türk Milleti'ni hamasi nutuklarla şişirenlerden kimse de sesini dahi çıkartmıyor! Millete öncülük edip ayağa kaldırmıyor!
AKP'nin devleti ABD'ye hizmetleri bununla da bitmiyor, İmralıdaki fareden farksız olan PKK besleyici elebaşı Barzani'ye koşuyor bir avuç tuzla! Kafasında hareyle kendisini çok barışçıl, alçak gönüllü gibi gösteren islamofaşistler, Almanya'daki kitap fuarında peşmergenin Nike marka çarıklarının altında ezim ezim eziliyor!
Türk Edebiyatı'nın ACE'yle bile çıkartılamaz kiri, Türklere ve Atatürk'e ettiği hakaretler ve iftiralarla Nobel verilir verilmez, her zamanki hırsızlık yöntemini kullanarak Türk Filmlerinden apartma konu örgüsüyle işi PORNO'ya döken Pamuk'un yanında soluğu alanlar da yine bu devşirme ekip ve Atatürk'ün koltuğuna oturtulmuş takunyalı!
Bölücü terör örgütü sahipleriyle görüşüp, masaya oturmalara kalkan bu zat, üzerinde Türkiye'nin bölündüğünü gösteren "Kürdistan" haritalarının bulunduğu standlar arasında üzerinde iğreti duran sıfatıyla Almanya Kitap Fuarında kasıla kasıla geziniyor!
Bu işi içine sindiremeyenler de şamar oğlanına çevirdikleri TSK'dan medet bekliyor! Niye asker çıkıp da bunlara bir iki laf etmedi diye sinirlenip yine TSK'yı suçlu ilan ediyor!
Be hey şaşkın kendini bilmezler, Türk Ordusu sizlerin gel deyince gelen, git deyince giden emir eriniz mi?
TSK hem eli kolu bağlıyken vatanı savunacak, bu uğurda ölecek hem de siyasete karışmayacak, gerekli durumlarda sesini yükseltmeyecek, bir söz ettiğinde demokrasiyi engellemiş olacak, "dikta mı var ulaaan"diye bağırılacak , ama hükümet diye kendi ellerinizle oy verip başınıza getirdiğiniz sözde hükümetler vatanın bölünmezliğini yok sayıp onurlu duruş için gerekeni yapmayınca TSK bunu da üstlenecek!
Yok yaa, başka bir arzunuz var mıydı?
Eğer ki bu halk bölünmek istemiyorsa, başka devletlerin ve kuklalarının önünde köpekleşmeyi istemiyorsa, demokrasi diye diye kendisini yırtmazdan önce o demokrasinin türbancının-külahçı nın, bölücünün-işbirlikç inin oyununa gelmek olmadığını bilecek, onlara hak veriyoruz zannıyla kimliğini kaybetmemeyi, kimliğini kendi elleriyle uçurmuşken işbirlikçilerin tezgahındaki hızarından kolayca geçmemeyi, her duyduğu yalana itibar edip askerine küfretmemeyi öğrenecek!
Öğrenmeyecekse de halinden şikayet etmeyecek, önüne konan 2 paket bulgur bir kilo kömürle idare edip şeyhlerine şıhlarına biad edecek!
Yarı kapalı gözkapaklarınını zın arasından geçmişin kahramanlıkları yla böbürlenerek kurduğunuz düşlere ara verip açın gözünüzü ve etrafınıza bakın...
Dünyaya bedeliz, bir ölür bin geliriz, gösterdik mi ürkütürüz masallarıyla sallandığımız beşikte değiştirildik, dönüştürüldük...
Son yaşananlar bana tartışmasız gösterdi ki Türk Milleti artık Kurtuluş Savaşı'nı yapan o anlı şanlı, destanlar yazan, bebesinin kundağını mermisine örten, ayağındaki yırtık çorabı cephedeki kınalı kuzusu Mehmetçiğine gönderen Türk'ün Milleti değil... Şimdi yapılacak tek şey var: ya herkes titreyip kendine dönecek ya da boynuna takılan tasmaya boyun eğecek! October 09 bakalım buna ne denecek !!!Vural Savas - 6.10.2008 - Sozcu Gazetesi
... Zekeriya Öz'ün vukuatları bununla bitmiyor. September 23 çok önemli aslında çoooookBir dünya düşünün ki çocuklar, arabası 'baba' olana baba diyor. Büyüyünce akıllanmıyor, bisküvi yiyince astronot olup uzaya gidiyor. Reklâmlardan sonra başlayan dizideki gibi mi? Hangi oyuncuya âşıksınız, hangi hikâye sizin hayatiniz, hangisi sizsiniz o dizilerdeki? mutasyona uğramış hadim evladının müzik otoriteliğini seyredip gülüyorsunuzdur, kâh kâh. çocuklarınızın çocuklarına ödetilecek diş borç yükleniyor sırtınıza. Esselamünaleyküm ve tayyibullah ! September 10 HACI DEĞİL ???
Prof.Dr.Erdal Atabek'ten bir yazı.. Herkes okumalı
July 21 bekir coşkun'danAskerler... gazeteportHani Recep Bey; 'Onların gözleri var ama görmezler, dilleri var söylemezler' diyor ya Hani 'Okullara ücretsiz kitap dağıttık, bunları neden söylemiyorsunuz? ' diyor ya, Hani ekonomide dağları devirdik, Enflasyonu yedik yuttuk, İhracaatta çığır açtık, Milli geliri hoplattık zıplattık..ya!
Kendimle baş başa kalığımda utandım. 'Ah Recebim' dedim Bizler ne kadar Hayvanız ‘ dedim. Gözümüz var görmüyoruz, Dilimiz var söylemiyoruz dedim. Daldım internete o utançla Öyle ya, yaptıklarını söylemek lazımdı. Nereden bulacaksın doğruları ? OECD olur mu? Olur ! Ne de olsa kendisi veriyor oraya bilgileri, doğrudur elbet.
Görelim bakalım bizim de üyesi olduğumuz, 30 üyeli OECD (Ekonomik işbirliği ve kalkınma örgütü) ne söylemiş:
Bizim okullarımız neyle ısınıyor? Fuel-Oil ve kömür.
Fiyatı ne bunların? Rekor bizde!
En pahalı yakıt Türkiye'de 30 ülke arasında! 1000 litresi 1.488,40 $ Daha yükseği yok!
ABD 644,76 Hindistan 210,23 Polonya 791,72 İspanya 725,63 Belçika 664,63 Türkiye 1.488,40
Bu okullar nasıl aydınlatılıyor? Elektrik mi? Evet! Nedir elektriğin birim fiyatı OECD ülkelerinde?
Güney Afrika 5,9 sent Avustralya 9,8 sent Kanada 6,7 sent Taiwan 7,8 sent Hindistan 4,2 sent ABD 10 sent Türkiye 13,9 sent
Kitap dağıtmış 'bedava' sayın başbakan.. Ne para verdin onu söyle dolandırma lafı Sen söylemezsen, OECD söylüyor:
OECD ülkeleri arasında GSYİH (Gayrı safi yurtiçi hasıla)'dan eğitime harcanan para (30 ülke arasında) ortalama % 6,2.
İsrail % 8,4 İzlanda % 8 Kore % 7,3 Şili % 6,4 Meksika % 6,4 Türkiye % 4,1
Hani para harcıyordun Recebim?
Ha bu arada meraklısına; OECD ülkeleri arasında cahillik rekoru da bizde. 25-64 yaş arası her 100 kişiden 63'ü, ilkokul ve daha düşük eğitime sahip. Meksika da bile 50 bu oran Tahmin edilebileceği gibi bir çok ülkede %1 ile % 10 arasında. En merak ettiğim konuyu da sona bıraktım. Acaba öğretmen maaşları ne alemdeydi? 15 yıl deneyimli bir öğretmen yıllık ne kazanıyordu? Lük se mburg 85.000 $ Kore 46.000 $ İspanya 41.000 $ Portekiz 35.000 $ Yunanistan 35.000 $ Meksika 21.000 $
Türkiye'yi merak ediyorsunuz değil mi?
OECD'nin her tablosunda yer alan Türkiye bu tabloda yok! Utandıklarından vermediler herhalde değerleri.
Ama ben söyleyeyim: 10.000 $'ın altında! Eğer hak aramak için meydanlara dökülen eğitim emekçilerine atılan her tekme 5 $, vurulan her cop 10 $ ise, durum değişir tabii. Bu durumda bu rakam yüz bin doların üzerine çıkar. Konya'da belediye, okullara 'kontörlü su' veriyormuş Recebim, haberin var mı? Kontör bitti mi su da yok! A'raf sûresinde bu da yazıyor mu?
Su cenneti bu memlekette, camilere bedava verdiğin suyu, okullara kontörle veren ülkenin başbakanısın sen.
Hangi kitap? Bunları da söyleyebiliyor musun? Gözün var görebiliyor musun? Kulağın var duyabiliyor musun vatandaşın sesini? Ve dilin var, söyleyebiliyor musun bunları da?
Söyleyemiyorsan, a’raf sûresini oku! May 23 asıl gerçeğe gelelim...Sevgili dostlar,
Bana gelen bir maili sizlere iletiyorum. Düşünüyorum da haklı olduğu bir çok konu var bence de. Zira biliyorum ki Yılmaz Erdoğan Deniz Harp Okulu dahil silahlı kuvvetlerden aldığı tiyatro gösterisi tekliflerinin hiç birine bugüne kadar iştirak etmedi. Tüm filmlerinde de mutlaka bir asker düşmanlığı var adamda.
Yılmaz Erdoğan aslında komik değil
Yılmaz Erdoğan'a gazeteci İsmail Uğur Ertuğ'un verdiği cevabı mümkün olduğunca forward edelim. Bu demokrat geçinen lümpen-soysuz-şerefsiz herifin sesi kısılsın artık. Vatanını, milletini gerçekten seven, kökeni ne olursa olsun bu topraklarda yaşamaktan mutlu olan ve bundan gurur duyan Atatürk ilkelerine bağlı her Türk Vatandaşının, bu adamın ve ailesinin (Gülben dahil) kitap, sinema, gösteri, konser, tiyatro vb. sanat adı altında yaptıkları adı ne olursa olsun her türlü etkinliği boykot etmesi gerekir. Bu aileye giden her bir kuruş, mehmetçiğe kurşun olarak geri dönmektedir. Bunu sakın unutmayın...
Yılmaz Erdoğan duvara tosladı!..
Okuyun ve 10 değil 1000 kişiye yollayın bu bir vatan borcu. Sizlerden ricam, saçma sapan mailleri 10 kişiye yollamak yerine bu maili herkese iletin. Her filminde, her şiirinde TSK'ya dokundurmadan rahat etmeyen Yılmaz Erdoğan bu kez duvara tosladı. Mektup ' adı altında yazdığı uzun yazıda, resmen çocuk katili bölücü teröristlerle Mehmetçiği bir kefeye koydu. Hürriyet tam sayfa ve CNN Kürt her saat başı bu bölücü yazıyı tekrar tekrar verdiler. Erdoğan yazısında Güneydoğu'da kimsenin kimseye ateş etmemesi gerektiğini belirterek şöyle devam ediyor:
Yani, hain terörist çoluk çocuk öldürecek, köy basacak; vatan evladı Mehmetçik, ne dürüst vatandaşı ne de kendisini savunacak. Pes doğrusu!..
Devam ediyor.
Vah vah vah!.. Neredeyse kardeş katili teröristler için ağlamamızı istiyor!.. Erdoğan pislik terörist ile vatan borcu için gönüllü olarak askere giden ana kuzusu askerimizin aynı kaderi paylaştığını hangi cesaretle söyleyebiliyor?
Bakın Erdoğan, kendi aşiretindeki köleliği daha kaldıramadan, yazısında neler yumurtluyor: 'Ve Türkçe, güzel kelimeleriyle her şeyi iyileştirebilir. Kürtçe'yi bu cendereden çıkarabilir. Alır bu Mezopotamyalı kardeşini, önce yaralarını iyileştirir. Onu özgürleştirir.. '
Devletine isyan et. Dağlara çık, 30 yıl önüne geleni öldürürken 'gerilla' de. Hesabı sorulup çocuk katillerinin dağlara leşleri bir bir serilince utanmadan
Kardeşin internetteki özgeçmişine bu çalıştığı terörist gazetesini ve o yılları koymamış, sorsana acaba neden?
Belki hatırlarsın, sen de vardın. Kürt milliyetçisi kardeşin, şarkıcı Gülben'le tüm medyanın önünde göstere göstere meydan okurcasına Kürtçe şarkı eşliğinde dünya evine girmişti. Kimsenin gözünden kaçmıyor. Şimdi kalkmış sanki Türkiye bir ülkeyle savaşıyormuş gibi laf ebeliği yapıp, teröristle tertemiz Mehmetçiği bir görüp milleti 'Barış'a mı davet
Abi kardeş dünyanın terrorist dediği PKK'ya halkın huzurunda siz de 'terörist' deyip, çoluk çocuk masum insanları öldürmemeleri, okul, sağlık ocağı ile yol makinelerini yakmamaları için önce onlara mektup yazmanız gerekmez mi?
Sevgili okurlar keşke türlü kelime oyunlarına hiç başvurmadan, delikanlıca çıkıp ben 'Kürtçüyüm'
Akrabalarına ve kardeşine önce bunu hatırlat Yılmaz.....
May 15 ÖNEMLİ BİR APTALLIK DAHA ... FORMULA 1 !!!Hikâye, 2000 civarında bir grup cingözün Formula 1'i Türkiye'ye getirmek için bir şirket kurmasıyla başladı.Aralarında dünya çapında profesyonel yöneticiler,işadamları ve danışmanlar da bulunan bu cingözler yalan dolan istatistikler uydurarak Formula 1'in Türkiye için kârlı bir iş olduğu izlenimini yaydı. Kamuoyunu ve medyanın neredeyse tamamını kandırdılar. Oysa Formula 1'in yıllık gelirinin pistin bakım ve işletme giderini bile karşılayamayacağını biliyorlardı. Bu gibi tatlı işlere yatkın İstanbul Ticaret Odası'nı (İTO) projenin masrafını yüklenmeye ikna etmeleri güç olmadı. O zamanlar spordan da sorumlu olan Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin ve Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ın desteğini aldılar. Erdoğan'ı da işin içine çektiler. Şahin'in desteğiyle Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün İstanbul Pendik Tepeören mevkiindeki 2200 dönümlük arazisi Formula 1'cilere tahsis edildi. Oysa burası üniversite inşaatı için ayırılmıştı. Formula 1 yarışlarının yapıldığı 15 Avrupa ve Amerika kıtası ülkesinin hiçbirinde yarışları devlet finanse etmiyor. Buralarda iş, riski ve kârıyla tamamen özel sektöre aittir. Bizim cingözler ve siyasetteki ortakları Türkiye'de işi devletin ve yarı kamu kuruluşu olan odaların üzerine yıktılar. Unakıtan ile Şahin, herhangi bir fizibilite raporu görmeden çekleri imzaladı. Unakıtan yarışların düzenleyicisi olan Formula One Association'a, Türkiye adına 2011 yılına kadar 94.5 milyon dolar ödeme taahhüdünde bulundu. Şahin pistin zamanında bitmemesi halinde 25 milyon dolar tazminat ödemeyi kabul eden bir mektup verdi. Pist 60 milyon dolara çıkacaktı. O zaman İTO Başkanı olan Mehmet Yıldırım işi bir şirkete ihalesiz verdi.Maliyet astronomik biçimde artmaya başladı. İTO'nun parası yetmedi. Başbakan devreye girdi. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ve İstanbul Belediyesi de pamuk ellerini ceplerine soktular. Hem o zaman hem şimdi İTO yönetim kurulunda olan bir kaynaktan öğrendiğime göre, 60 milyon dolara çıkacağı vaat edilen tesislere 300 ile 400 milyon dolar arasında para harcandı.? Tesisler Ağustos 2005'te bitti. Başbakan tarafından açıldı. Ama sahtekârların vaat ettiği gelirler gerçekleşmedi. Onlar dünyada 3.5 milyar insanın Formula 1 yarışlarını seyredeceğini söylemişlerdi. Oysa seyirci sayısı taş çatlasa 300 milyondu.Yarışları seyretmek için 150 bine yakın yabancı İstanbul'a gelecek, muhafazakâr bir hesapla 85 milyon dolar para bırakacaktı. 15.000 kişi bile gelmedi, 1.5 milyon dolar para bile bırakmadı. Dünyada Formula 1 tesislerine bu kadar çok para harcamış, bu kadar az gelir elde eden ikinci bir ülke yoktur. Tesisin açıldığı yıl Sanayi ve Ticaret bakanlığı Başmüfettişi İTO Başkanı Yıldırım hakkında ceza davası açılmak üzere İstanbul savcılığına suç duyurusunda bulundu. Yıldırım hakkında Formula 1 inşaatında usulsüzlük yapıldığı, fazladan trilyonlar ödendiği savıyla dava açıldı.Geçenlerde davayı açan savcı dosyasını geri aldı ve Yıldırım'ın beraatini istedi. Hükümet, tesisi, çalıştıramadığı için yıllığı 3 milyon dolara Formula One Association?a kiraladı. Aynı hükümet yarışların İstanbul'da yapılması için her yıl bu şirkete 13.5 milyon dolar ödüyor. Yarışlar yapıldıktan sonra kapısına kilit vuruluyor ve 362 gün sonra yeniden yarışlar yapılıncaya kadar öyle kapalı duruyor. Bence kapıya şu ibareyi taşıyan bir levha güzel yakışır: Tanrı Türkü Türkten korusun. Metin Münir May 12 mahkeme dediğin !> Diyarbakır' da bir resmi bina inşaatı. Önündeki tabelada şunlar yazıyor: May 03 reşit galip ve ATATÜRK (İlkokul andı)
Çankaya sırtlarında oturan Ankaralılar, şehre Reşit Galip Caddesi'nden geçerek inerler. Pek azı bu ismin kim olduğunu bilir. Bu bilinmezlikte belki Dr. Reşit Galip'in 41 yaşında göçüp gitmesi rol oynamıştır, belki de İnönü'yle yıldızının hiç barışmaması...
Rodos'ta doğan Reşit Galip, ortaokulu bitirince kardeşiyle bir sandala binip Marmaris'e gelmiş.
Liseyi İzmir'de okumuşlar.
Kardeşi Hüseyin Ragıp (Baydur) diplomatlığı seçip büyükelçilik yapmış.
Reşit Galip ise İstanbul Tıp'a gidip doktor olmuş.
Öğrenciyken gönüllü olarak I. Dünya Savaşı'na katılmış. Kafkas Cephesi dönüşü öğrenimini tamamlayıp fakültede asistanlığa başlamış.
1923 Mart'ında, hekimlik yaptığı Mersin'e Mustafa Kemal Paşa geldiğinde Paşa'nın huzurunda konuşmuş ve gözlerine doğru bakarak şöyle demiş:
"Muhterem Gazi, sen yalnızca bu milletin bir kahramanı değilsin, sen bunlardan çok daha büyüksün. Sen bu milletin bir ferdisin. Senin birinci büyüklüğün, bu milletin bir ferdi olmakla iktifa ve iftihar etmekliğindir."
Herkesin yüceltme yarışına girdiği günlerde Gazi'yi "milletin bir ferdi" sayan 30 yaşındaki bu hatip, herkesin dikkatini çekmiş. Tabii en çok da Gazi'nin...
Kemal Paşa ona milletvekilliği önermiş ve Dr. Reşit Galip, Ocak 1925'te Meclis'e girmiş.
Bir süre İstiklal Mahkemesi üyeliği yapmış. CHF İdare Heyeti'nde görev almış. Türk Ocakları'nda, Halkevleri'nde çalışmış. Yine Atatürk'ün isteğiyle Serbest Fırka'ya girmiş. Ve Atatürk'ün sofrasına oturmuş. Onu bakanlığa taşıyan süreç de o sofrada başlamış.
Bu sofra sahnesi pek çok tanığın anılarında vardır:
1931 sonbaharıydı. O geceki tartışma, Milli Eğitim Bakanı Esat Mehmet'in bir yakınmasıyla başladı. Esat Mehmet, Atatürk'ün Harbiye'den "tabya öğretmeni"ydi. Kazım Özalp'in "Atatürk'ten Anılar" kitabında (T. İş Bankası Y., 1992, s. 48-49) yazdığına göre konu, kız öğrencilerin kıyafetinden açıldı. Esat Mehmet, "kızların kısa etek, kısa çorap ve kısa kollu gömlek giymelerini uygun görmediğini" belirtti. Bir tamim yayınlayıp daha kapalı giyinmelerini isteyeceğini söyledi.
Bunun üzerine Reşit Galip söz aldı: "Yanlış düşünüyorsunuz beyefendi" dedi. "Bu bir geriliktir. Kadınlar eski durumda yaşayamazlar. inkılaplardan en mühimi, kadınlara verilen haklardır. Başka türlü, Batılılaşmakta olduğumuzu iddia edemeyiz." Sofra gerildi. Gazi, vekilini zor durumda bırakan bu çıkıştan hoşlanmadı. "Bu konuyu uzatmayalım. Kısa çorap giyip giymemek çok önemli değildir, sonra tartışırız" dedi. Ama Reşit Galip alttan almadı. "Af buyurunuz Paşam! Bu, inkılap ve zihniyet meselesidir. Müsaade buyurursanız fikrimizi söyleyelim. Hatta daha ileri giderek diyeceğim ki, sizin huzurunuzda bu sofrada inkılapları zedeleyeceği icraattan bahsedilmesi küstahlıktır, hoş görülemez."
Reşit Galip'in tartışma yaratmasının özel bir nedeni vardı: Halkevi'nde sanatı yaygınlaştırmak için tiyatro çalışmaları yapıyor, ancak sahneye çıkacak kadın oyuncu bulamıyorlardı. Buna gönüllü kadın öğretmenler için, Maarif Vekaleti'nden izin alamamışlardı.
Reşit Galip "Bu kokuşmuş kafayla devlet yürümez" diye kestirip attı.
Atatürk'ün kaşları çatıldı. "Sözlerinizde müsamahalı, ölçülü olunuz" diye çıkıştı. Herkes yaklaşan fırtınayı hissetmişti. Ama Reşit Galip bulutların üstüne gitti. 57 yaşındaki Milli Eğitim Bakanı'nı işaret ederek dedi ki:
"Devrimci devrimcidir. insanlar bir yaştan sonra ister istemez tutucu olurlar. Meclis'te bunca genç, idealist, bakanlık yapacak yetenekte insan varken, böyle yaşlı kimseleri Milli Eğitim Bakanı yapmak hatadır."
Atatürk yeniden uyarma gereği duydu: "Esat Bey yeteneklidir. Davamıza inanmıştır ve benim hocamdır. Beni okutmuş olması sence bir değer taşımıyor mu?"
"Kusura bakma Paşam, taşımıyor! Okuttuklarının içinde sizin gibi bir devrimci çıkmış ama kim bilir nice tutucu da çıkmıştır."
"Sizi de eleştiririm!" Bunun üzerine Gazi'nin sabrı taştı: "Bu sofrada hocama ve bir Milli Eğitim Bakanı'na hakaret etmenize müsaade edemem" diye haşladı.
Ama Reşit Galip sineceği yerde hepten üste çıktı:
"Devrimleri korumak için sizden müsaade istemiyorum. Hatayı yapan siz de olsanız, sizi de eleştiririm. Mesela Rose Noir'a verdiğiniz 15 bin liralık kredi mektubu da siz yaptınız diye hata olmaktan çıkmaz."
ilk kez Atatürk'ün sofrasında Atatürk bu kadar sert eleştiriliyordu.
Reşit Galip'in sözünü ettiği Rose Noir, Beyoğlu'nda, Rus karı-kocanın işlettiği bir barın adıydı. Atatürk bir gece oraya gitmiş, mekanın sahibi Madam Senya'dan "İş Bankası'ndan kredi alamıyoruz" yakınmasını dinlemiş ve orada bir kağıda iş Bankası Genel Müdürü'ne hitaben "yardımcı olunması" isteğini yazmış, Rus çifte vermişti. Reşit Galip bu iltimas talebini eleştiriyordu.
Atatürk bu kez kızmadı; "Yoruldunuz, buyurun biraz istirahat edin" diyerek kibarca Reşit Galip'i sofradan kovdu.
Ama genç devrimcinin yılmaya niyeti yoktu. Yıllar yılı bir efsane gibi anlatılacak çıkışını o an yaptı: "Burası sizin değil, milletin sofrasıdır. Milletin işlerini görüşüyoruz. Burada oturmak sizin kadar, benim de hakkımdır."
Atatürk kendi fikirleriyle kendisini vuran bu genç adama baktı, sonra yanındakilere dönüp "Öyleyse biz kalkalım" dedi. Sofradaki bütün heyet ayaklandı; Reşit Galip'i sofrada yapayalnız bırakıp çıktılar.
Bu müthiş sahnenin devamı daha da ibret vericidir:
Reşit Galip bütün geceyi Dolmabahçe Sarayı'nda pencere kenarındaki bir koltukta geçirir.
Atatürk uyandığında Genel Sekreteri'ne Reşit Galip'i sorar. "Sabaha kadar bekledi, mahcubiyetini size iletmemizi istedi. Ankara'ya gidecek kadar borç para istedi. 25 lira verdik" derler. Atatürk "Ankara'ya gidecek adama 25 lira mı verilir. Bari benim hesabımdan birkaç yüz lira verseydiniz" der. Sonra "Cebinde beş parası yok ama karakterinden hiç taviz vermiyor. Parası yok ama cesareti var" diye ekler.
1932 sonbaharında Atatürk, Reşit Galip'in Ankara Radyosu'ndaki bir konuşmasını dinler; "Devrimleri her yerde, herkese karşı savunacağız. Gerekirse babamıza ve çocuklarımıza karşı bile" demektedir.
Atatürk birkaç gün sonra kendisini yeniden sofraya davet eder. Hemen yanındaki sandalyeye buyur eder. Onun yanına da, hocası Esat Mehmet'i oturtur. Ve orada yeni Milli Eğitim Bakanı'nın 39 yaşındaki Reşit Galip olduğunu açıklar.
Rose Noir olayı mı? Onu da hatırlatalım: İş Bankası Genel Müdürü Muammer Eriş, Atatürk imzalı kağıdı alınca doğruca Dolmabahçe Sarayı'na gelmiş, Ata'nın ricacı olduğu krediyi vermeye kuralların uygun olmadığını bildirmiş, talebi reddetmiştir. ******************* Reşit Galip'in bakanlığı sadece 13 ay sürdü. Bu süre içinde Darülfünun'dan üniversite reformunu başlattı. Öğretmenlere genel bütçeden maaş ödenmesini sağladı.
Eşi Zübeyre Hanım'ın deyimiyle "deli gibi çalışıyor" ama Atatürk'e çıkışacak kadar ayarsız dili yüzünden her gün işe cebinde istifa mektubuyla gidiyordu.
Aslında Atatürk'le araları iyiydi. O Gazi'ye "Paşam", Gazi de ona "Doktor" diye hitap ederdi. ******************* Torunu Feyhan Oran'a "Peki ne oldu da ayrıldı?" diye sordum. Bir gün sofradan ayrılırken, Atatürk, "Seni eve ben bırakacağım" demiş. Eve bırakınca o da saygıdan, "Ben de sizi uğurlayacağım Paşam" karşılığını vermiş. Ama kendisinin arabası olmadığından yürüyerek uğurlamış. O gece zatürree olmuş.
Dinlenmesi tavsiye edilince 1933 Ekim'inde görevden ayrılmış.
1934 yazında Moda'daki bir deniz kazasında kızlarını kurtarmaya çalışırken akciğerlerini hepten üşütmüş. Bir mucize eseri kurtulduğu bu kazadan sonra ölümü bekleyerek, hastalığını takip etmeye başlamış. Keçiören'deki bağ evinin kütüphanesine demir yatağını taşıtıp yedi ay kitaplar arasında yatmış.
1934'te, 41 yaşında hayata veda etmiş.
"Öldüğünde cebinde 5 lira parası varmış" dedi hiç görmediği torunu Feyhan: "Anneannem üç çocuğunu büyütebilmek için Afet İnan'dan yardım istedi. Atatürk'ün yardımıyla krediyle bir ev aldılar. O evin bir odasına sığışıp diğer daireleri kiraya vererek geçindiler." **************** Her sabah okul öğrencilerini güne başlatan "Türküm doğruyum çalışkanım" andı var ya... Geçenlerde sevgili hocam Prof. Dr. Baskın Oran'ın eşi Feyhan, "Biliyor musun o andı kim yazdı?" diye sordu. "Kim?" dedim merakla... "Dedem." "Deden kim?" "Reşit Galip..." İnanılır gibi değil. Ne o andın 1933'ün 23 Nisan günü Reşit Galip'in kaleminden çıktığını biliyordum Ne de Feyhan'ın Atatürk döneminin Maarif Vekili Reşit Galip'in torunu olduğunu... ***************** Feyhan ilkokulda her sabah içtiği andın dedesinin kaleminden çıktığını ilkokul sonda annesinden öğrenmiş. *************** CAN DUNDAR / MILLIYET / 25 KASIM 2007 - PAZAR April 24 pirinç olayında son durumArkadaşlar ,
mercedesGünümüz zenginliğinin simge markası Mercedes otomobillerinin sağlamlığını, dayanıklılığını bilmeyen yoktur. Başbakan Tayip Erdoğan'ın Ankara'da bir hastane bahçesi içerisinde yaşadığı rahatsızlığın ardından meydana gelen ve balyozlu kurtarma operasyonu daha hafızalardaki yerini koruyor. Aralarında babaları oldukça nüfuzlu kişiler olan, hatta bir bankanın en üst düzey yöneticilerinden birinin de oğlunun bulunduğu dört genç, geçtiğimiz yılın yaz ayında İstanbul Anadolu yakasından babalarının yeni aldığı otomobille E-5 üzerinden Tekirdağ'a doğru yola çıkarlar. Amacı olmayan bir gezintidir bu. Dört arkadaş Silivri'yi de geçtikten sonra hava kararmaya başlayınca uygun bir yerden geri dönmek isterler. Silivri'den 40-50 km sonra bir sapaktan geri dönerler. Oto yoldan çıkan gençlerden biri rahatsızlanır. Otomobil yolun kenarına çekilir, arkadaşlarına temiz hava aldıran gençler tarlaların kenarında bir süre yürüdükten sonra geri dönerler. Arabayı kullanan genç, anahtarı düşürdüğünü fark ettiğinde arabanın otomatik kilitlerinin kapıyı adeta bir kaleye çevirdiğini anlar. Dört genç yürüdükleri yol kenarında girdikleri tarla çizileri arasında Mercedes'in anahtarını aramaya başlar. Cep telefonlarının cılız ışıkları ile yarım saatten fazla süren aramanın ardından anahtar bulunmaz. Bir çekiciye yükleyip arabayı Anadolu yakasına evin önüne getirmeyi düşünürler önce, ama arabayı babasından izinsiz aldığını söyleyen genç bunu kabul etmez. Babasının haberi olacağı ve kendisine kızacağı endişesiyle iyice paniğe kapılır. Gençlerden biri, cep telefonundan Mercedes'in İstanbul'daki temsilcisine ulaşır. Kendini ve aracın yanında bulunan arkadaşlarını tanıtır. Kendilerine bir servis aracı yollanmasını isteyen genç, bu konuda olumsuz yanıt alır. Ama ısrarlı çıkış ve siyasi bir nüfuzun varlığının hissettirilmesi kısa sürede sonuç verir. Mercedes'in Türkiye ofisinde etkili bir isim, Silivri yakınlarında gecenin karanlığında bir otomobilin etrafında dolaşan gençlere umut olur. Kendilerini arayan Mercedes yetkilisi önce gençlere kullandıkları araçla ilgili bilinmesi gereken özel bilgiler sorar. Aracın kime ait olduğu, plakası, araç sahibinin ev iş teli ve adresleri gibi güvenlikle ilgili bir takım sorular yöneltilir. Bu bilgilerin doğruluğunun teyit edilmesinin ardından, yönetici başka bir telefonla Almanca görüşmelere başlar. Mercedes yetkilisi, gençlerin en önemli müşterilerinden birinin oğlu olduğunu telefonda konuştuğu kişiye anlatmaktadır. Mercedes'teki telefon trafiği devam ederken gençler mahsur kaldıkları köy yolunda eve dönüşte babalarına ne diyeceklerini düşünürken, yetkili aracı kimin kullandığını sorar. Otomobil sahibinin oğlu kendisinin kullandığını söyler. -Şu anda bulunduğunuz yerden oturduğunuz ev ya da park edeceğiniz yere ne kadar sürede ulaşabilirsiniz. -2 saat 10 ya da 15 dakika içerisindeBu sırada Almanya'daki yetkili Türkiye'de konuştuğu yöneticiye talimatları iletir. -Sürücü otomobilin yanına gelsin. Gençler zaten otomobilin yanındadır. Beş on saniye sonra önce otomobilin iç lambası kendiliğinden yanar. Ardından Park lambaları, sonra motor çalışır. Ardından kapıların kilidi açılır. Telefondan ikinci talimat gelir. -Sürücü otomobile binsin. Otomobili kullanan genç ve arkadaşları şaşkınlık içinde otomobile biner. Direksiyonun kilitli olduğunu fark eder. Bu sorun da 30 saniye sonra giderilir. Telefondan son talimat gelir. -Aracın en son park edildiği yere ulaşması için size 2 saat 20 dakika izin verildi. Araç 2 saat 20 dakika sonra yeniden stop ettirilecek ve kapıları kilitlenerek emniyet altına alınacak. Geçmiş olsun iyi yolculuklar. Otomobilin sürücü koltuğuna oturan genç ve arkadaşları şoke olmuş durumdadır. O köy yolundan keskin bir U dönüşü yaparak istenilen süre içinde İstanbul'da Anadolu yakasındaki evin önüne ulaşmayı başarırlar. April 18 zavallı aydınlarımızdan inciler ...
80 yıl önce 'Ne mutlu Türküm diyene' ATATÜRK
80 yıl sonra
'Sen ne mutlu Türküm dersen oda ne mutlu kürdüm der. Türklük yerine Türkiyelilik bilinci yerleştirilmelidir' Tayyib Erdoğan
'Cumhuriyetin ilanı İstanbul'un tarihi değerini ve saygınlığını düşürmüştür' Kadir Topbaş
'Kürtlerin geleceği ve özgürlüğü için Türk askerinin kanının oluk oluk akması gerekir' Leyla Zana
'Toprak tek başına bir anlam ifade etmiyor. APO Türklere Allahın bir lütfüdür. İnsanları öldürmek yerine Kürtlere istedikleri toprakları vermek gerekir' Ahmet Altan
'Türkiye, sadece Türklere bırakılmayacak kadar önemli bir ülkedir' M.Ali Birand
'Atatürk öldüğünden beri hala zenginlik ve özgürlük üretemiyorsak sebebi Kemalizm'dir' Ahmet Altan
'Vatan sevgisi nedir ki? Vatanı seveceğinize gidin evde karınızı sevin' Çetin Altan
'Memleketi bir çift kadın memesine satarım' Ahmet Altan
'Kimse söylemiyor bari ben söyleyeyim. Türkiye'de 1 milyon Ermeni'yle 30 bin Kürt katledildi' Orhan Pamuk
'Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı sırtımızı Amerika'ya dönmeliyiz' Fetullah Gülen
April 12 yılmaz özdil'den... sorulmayan soru
Abdgül ve zavallı babasıGel de üzülme...
-alıntı- April 02 yılmaz özdil'denSEYİT Onbaşı...
O top mermisini nasıl taşıdı?
*
Bana sorarsanız... Şöyle taşıdı.
*
Seyit, o top mermisini taşırken...
İstihkam Komutanımız kim?
Weber Paşa!
İstihbarat Komutanımız kim?
Thauvenay Paşa!
Donanma Komutanımız kim?
Souchon Paşa!
Genelkurmay 2’nci Başkanımız kim?
Bronsart Paşa!
1’inci Ordu Komutanımız kim?
Liman von Sanders Paşa!
*
E bütün payeler Alman subaylarına verilince, 276 kiloluk top mermisini sırtta taşıma payesi kime kaldı?
Seyit Onbaşı’ya!
*
Hesapta yabancılar saldırıyor...
Ordu, yabancıya emanet!
*
İlkel... Akla, bilime ve gerçeğe saygısız, yeteneksiz, korkak, milletine acımasız, yabancıdan medet uman, basiretsiz kafanın yüküdür, o Seyit’in sırtındaki...
Top mermisi değildir.
*
Dini imanı alet ederek, elálem istedi diye elálemin savaşına giren, elálem istedi diye cihat ilan eden, elálem istedi diye evlatlarını hoyratça ateşe süren zihniyetin yüküdür, o Seyit’in sırtındaki.
*
Genç arkadaşlar!
Sepet gibi oturmayın...
Diriliş’i okuyun, Diriliş’i.
Yoksa, gün gelir, sırtınızda o top mermisini taşırken bulursunuz kendinizi. stalin in tavuğuStalin en sadist cinayetlerini planladığı çalışma odasına yakın dostlarını toplamış sohbet ediyordu. Votka şişelerinin biri gidip, diğeri geliyordu. Kafalar iyice dumanlanmıştı. Stalin kan çanağına dönmüş gözlerini etrafında dalkavukluk yarışına girmiş adamlarına çevirerek sordu: Bu gerçekten olmuş mu, yoksa uydurulmuş bir öykü mü bilmem. Ancak 'Stalin'in Tavuğu' diye bir tabir var... Bu tabire uyan nice halk, nice yönetici görmedik mi biz de şu kısacık hayatımızda... Hele de, tüylerimiz yolundukça bilmemne partisinin bacakları arasına girip, ara sıra önümüze serpiştirdikleri yemlerin peşinden koşanlarin arttığını gördükçeee...
March 25 gerçekse eğer ....
22 TEMMUZ SEÇİMLERİNİN SONUÇLARI BİLGİSAYARDA NASIL DEĞİŞTİRİLDİ....
Seçimden emperyalist güçlerin istediği sonuçlar çıktı, Türkiye'nin verdiği oylar değil ! Her ikisi de mümkün. Fakat bir gerçek var ki kesinlikle gözardı edilemez.
Mantıki ve matematiksel olarak seçim sonuçlarında ilk bir saatte Türkiye'nin %50 oyunu almayı başarmış bir parti diğer %50'lik oylar da okunduktan sonra daha da yükselmesi gerekmektedir. Fakat öyle olmadı, merkez bilgisayar sonuçlarına ilk bir saatteki müdahale seçimin sonucunu AKP lehine tamamen değiştirdi. Dikkat ettiyseniz web sitesindeki seçim sonuçlarındaki pdf. dosyalı dokumanlar Excel veya Access programından çıkma, yani ana dökümanda yapacağınız bir değişiklik otomatikman diğer tüm il ve sandık sonuçlarını değiştirebilir, sandık seçim sonuçları fotokopi (scan) yoluyla pdf dosya programı yapılmamış, bu da şüphelerimizi tamamen doğruluyor.
Bakınız: İzmir'de AKP'nin CHP ile aynı sayıda oy alıp 5'er milletvekili çıkarmaları olanaksızdı, fakat ilk bir saatte müdahaleden dolayı AKP'nin (%25 + gerçek değer) olarak değiştirilen oyları müdahale sonrası normal oyların gelmesiyle %30'a kadar geriledi. Yani tüm Türkiye sonuçlarına müdahale olmasa AKP'nin gerçek oyları gerçekte %22+%6 veya %8 =%28 veya %30 civarında olacaktı. CHP ve MHP ve diğer partilerin oyları gerçekte ortalamada 1,5 katlarına yakındı. CHP özellikle İzmir'de 1 milyon seçmen üzerinden oyların %60'ini alıp 5 milletvekili yerine 8-9 milletvekili çıkaracaktı ve AKP'nin İzmir'deki toplam oy oranı %13 olarak çıkacaktı.
Ayni oranı Türkiye'ye uygularsak; AKP'nin gerçek milletvekili sayısı 190, CHP'nin 190 ve MHP'nin ise 150 olacaktı. Artik eskisi gibi sandıklarda hile yapmaya gerek yok, basit bir bilgisayar müdahalesi bir ülkenin kaderini işte böyle çizebiliyor.
March 12 mohsen yazdiRAN ISLAM DEVRIMINI YASAYAN IRAN'LI FELSEFE OGRETMENININ KALEMINDEN
Sevgili Turkiyedeki dostlarim ve kardeslerim, 1-Buyuk kesimi fakirlesen halk dincilerin pencesine dustu. Bu halk yiyecek, giyecek gibi ufak yardimlarla onlarin safina cekildi. Beyinleri yikandi ve fakirliklerinin temelinde kirli ve dinsiz rejim oldugu benliklerine yazildi. Aclikla bogusan halk bu cehaletin pencesine kolaylikla dustu ve rejime dusmanlasti. (COK FAKIRLESEN TURK HALKINADA AYNI SEYLER YAPILIYOR) 2-Hep demokrasi ve ozgurluk dendi. Humeyni devrimi yapana kadar hep demokrasi ve ozgurluk vaad etti. Bu sekilde bir cok sol goruslu insanlarida kendi saflarina cekti. Bu insanlar devrim akabinde ipe giden ilk insanlar oldu. (TURKIYE'DE HEP DEMOKRASI VE OZGURLUK DIYORLAR) 3-Emir komuta zincirinde yapilanmis olan din adamlari halki kontrol altina aldi. (BASI ABD'DE YASAYAN MALUM TARIKAT'IN YAPILANMA BICIMI OLAN "ABI" YAPILANMASI BU EMIR KOMUTA SEKLIDIR VE DEVRIMIN EN ONEMLI AYAKLARINDAN BIRISI BU EMIR KOMUTA YAPILANMASIDIR. BU EMIR KOMUTA YAPILANMASI DEVRIMIN HALK ORDUSUDUR VE DEVRIM SIRASINDA BU EMIR KOMUTA COK KISA ZAMANDA COK BUYUK KITLELERE EGEMEN OLUR.) 4-Kargasa ve kaos ortaminda askeri Kislalar basildi. Ellerinde Kur'an ile kislalar ele gecirildi. (BU AYAGA COK DIKKAT EDELIM CUNKI DEVRIM SIRASINDA TURK SILAHLI KUVVETLERINI ELE GECIRMENIN EN ANAHTAR AYAGI BUDUR.) Turk silahli kuvvetleri bildigim kadari ile 600-800,000 kisiden olusan bir kuvvetdir. Yanliz unutulmamasi gereken gercek bu ordunun ancak %0.1(Binde Bir) lik bir bolumu rejimin muhafizidir. Yani harb okullarinda egitim gormus subaylar ancak bu kadardir. Geri kalan %99.99 er rejim muhafizi
March 10 sen bir tanesin alemde marşım..İstiklal Marşı Mehmet Akif ERSOY kadınlarımızKadın var güler yüzü, a |
Arkadaşlar! amacım ülkemin gidişatı hakkında biraz daha duyarlı olabilmek. msn de muhabbet için eklemeyin beni ilgilenmiyorum bu bir, resmini koy seni göreyim demeyin bu da iki, şekilcilerden nefret ederim haberiniz olsun. Bana insanoğlu lazım. Lütfen konuk defterine porno, chatbox ve müzik koymayın.
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||